6 Mayıs 2009 Çarşamba

SOL. Yüzde 1 Gen Farkıyla İnsani Duyguları Hatırlatır Sizlere.


SOL. Yüzde 1 Gen Farkıyla İnsani Duyguları Hatırlatır Sizlere.


SOL. Yüzde 1 Gen farkıyla insani duyguları hatırlatır sizlere. Yerel seçimler üç son.

Yüzde 99'unuz köşeyi dönüp, kariyer edinme bencilliğinizi bırakın. Yüzde 1'in insani duyguları olan paylaşmacı eşitlikçi ilkelere kulak verin.

1932 yılında kurulan, CUMHURİYETİN ilk sivil toplum örgütlerinden olan HALK EVLERİ yanı sıra ÖDP ve EMEP ile bir araya gelerek başlattıkları HALKÇI sosyal belediyecilik anlayışını yerel seçimlerde ortaya koydular. Akhisar'ın tüm mahallelerinde ve kamuoyuna, hazırladıkları halktan yana olan programı savundular ve anlattılar.

AKP'NİN tüm ülkede ve Akhisar'ımızda olan belediyecilik anlayışını çok sert ifadelerle eleştirdiler. İşlerinin YALAN güçlerinin TALAN olduğunu, halka anlaşılır bir şekilde aktarmıştır. Buna karşılık da yüzde1 ile ödüllendirilmiştir.

Sosyalist Solun yüzde 1 neyin ifadesidir? Yüzde 99'unuz aynı duyguları taşırsınız. Kıskaçlık, bencillik gibi iktidar hırsınızı hep kendinizde tekelleştirmeye çalışırsınız. Ama yüzde 1'in bir derdi vardır. Halkın iktidarını ister. Bunun için en doğru olması gereken, ama bir o kadarda zor olan doğru siyaseti savunur. Eşitlik ilkesi olan insanın insanı sömürmediği bir dünya isterler. Bir arada yaşamanın koşullarını, yaratmanın araçlarını, hayata geçirmenin yollarını insanların önüne bir program olarak koyar ve savunurlar. Bunların doğruluğuna tüm toplumsal yapılarımız tarafından da bir itiraz gelmez. Önerilenler, gündelik ihtiyaçlar ve çıkarlar değil. Geleceği planlamak, halkın çıkarlarını korumak ve iktidarını kurmaktır. Maalesef toplumumuz uygulamasında hayata dair pratik çalışma için de bulunmazlar.

Bir önceki yazımda değinmiştim. Cumhuriyetin kuruluşundan bu yana CHP ve devamında 50 sonrası DP, AP, ANAP, DYP şimdide AKP yüzünden toplumun tüm kesimlerinin çok şeyler beklediği YALAN POLİTİKALARI ve 2009 yılında yaşanan küresel krizlerle ülkemiz dibe vurmuştur. Tüm siyasi yapıları deneyen HALKIMIZ hala birlikte üretmeyi, birlikte karar almayı, birlikte yönetmeyi anlayamamıştır. Hep başına değnekli birilerini dikmiş, hep sihirli değnekli birilerinin kurtarıcı olmasını beklemiştir.

Cumhuriyetin ilanından önce açılan TKP' nin (Türkiye Komünist Partisi) kurucusu Mustafa SUPİ ve arkadaşlarından bu yana bizler inadına hep halkın çıkarlarını temel alan anlayışı savunacağız. Kökümüzün doğru felsefesi olan sol sosyalist politikaları hayata geçirene kadar mücadelemize devam edeceğiz. Nazım Hikmet RAN ve diğer 68 kuşağının değerli önderlerden Özgür TAYLAN, Mahir ÇAYAN, Hüseyin CEVAHİR, Ulaş BARDAKCI, Deniz GEZMİŞ tam bağımsız Türkiye şiarının takipçileri olacağız. Kurtuluşun tüm toplum yapılarının mutluluğundan geçtiğine inanan bizler, ilkeli olmanın ve sol değerlerin inadına savunucusu olacağız. İnadına sosyal hak olan yaşama hakkımızı alıncaya ve EGEMENLERİN sömürüsüne son verdirinceye kadar mücadelemize devam edeceğiz.                      

Yüzde1 de olsa inadına halkını kandırmayan yalan söylemeyen ilkeli DURUŞUMUZ devam edecek. YAŞASIN İLKELİ DEVRİMCİ MÜCADELEMİZ!

Son söz: Onurlu yaşamak iktidarsız yaşamaktan daha onurludur. Yerel seçimler üç son.

Bir sonraki yazım da yerel seçimlerde ortaya çıkan partilerin programlarından bahsetmek istiyorum. İktidarın 2004 yılındaki programı da verdiği sözleri ve 2009'daki tüm partilerin Akhisar'ımıza ilişkin yararlı olacak çalışmalarını buradan aktarmaya çalışacağım sizlere.    

NAZIM HİKMET'İN BU ANLAMLI ŞİİRİ İLE YAZIMI SÜSLEMEK İSTEDİM

DÜNYANIN EN TUHAF MAHLUKU

Akrep Gibisi Kardeşim

Korkak bir karanlık, içindesin akrep gibi…

Serçe gibisin kardeşim…

Serçenin telaşı içindesin…

Midye gibisin kardeşim…

Midye gibi kapalı, rahat…

Ve korkunç bir yanardağ ağzı gibi korkunçsun kardeşim…

Bir değil, beş değil milyoncasın, maalesef…

Koyun gibisin kardeşim…

Gocuklu celep kaldırınca sopasını, sürüye katılıverirsin…

Ve adeta mağrur koşarsın salhaneye…

Dünyanın en tuhaf mahlûkusun yani…

Hani şu derya içinde olup deryayı bilmeyen balıktan da tuhaf…

Ve açsak yorgunsak, al kan içindeysek…

Ve hala, şarabımızı vermek için üzüm gibi eziliyorsak…

Kabahat senin demeye de dilim varmıyor ama…

Kabahatin çoğu senin canım kardeşim…
                                                                                      Nazım Hikmet


15 Nisan 2009 Çarşamba

Seçimlerde Muhalefet, İlkelerini Terk Etti mi? 2


Seçimlerde Muhalefet, İlkelerini Terk Etti mi? 2

 Yerel Seçimlerde Muhalefet,İdeolojisiz ve İlkesiz mi? Evet, Olma Yolunda. 2 

MHP değişti mi? Kitleselleşmek için ideallerinden ne kadar taviz veriyor? İdealist -partiler ideolojik farklıklar gösteriyorsa, özünü terk ediyorsa, kitleselleşir ve toplumsallaşır. Bu da ilkelerinden vazgeçmesi anlamına gelir.


Erbakan'ın mücahitlerinin AKP'nin yenilikçi kanadının ilkelerinden vazgeçtikleri gibi… ABD'nin politikalarını uygulamada 1950 yılından bu yana DP AP ve sonrasında 12 Eylül 1980 darbesi sonrasında uygulamaya koyulan NEO-LİBERAL EKONOMİK politikaları uygulayarak idealizminden ve BAĞIMSIZLIKTAN sürekli taviz vermektedirler. Sonları da dilerim, (DP AP ve DYP) gibi olur DP % 4 ANAVATAN % 0.75

 Milli görüşçü kesim, ideolojilerini terk ederek, Milli Selamet Partisinden bu yana Refah ve Fazilet şimdiki Saadet partisinden ayrılan yenilikçi kanat AKP var. Şimdi ise AKP iktidarı en büyük ABD'ci kesilerek, ABD'NİN memurluğunu yapıyor.

Yani DP ve AP ile başlayan ANAVATAN ile devam eden AKP ile teslim alınan ülkemizin tüm kaynakları, ABD ve AB'nin tekelleşmiş sömürge şirketlerine teslim edilmiştir.

 2007 seçimlerinden hemen sonra konuşmasında ideolojiler bitmiştir diyen Erdoğan, öncesinde Erbakan'ın MÜCAHİTLERİ, idi sonrasında ne oldular bakın bakalım. ” CHP'li Gürsel TEKİN'E AKP'li bir üyenin söylediği gibi “İlk önce bizler MÜCAHİTTİK sonrasında sandık başlarında MÜŞAHİT daha sonrasında MÜTEAHHİT daha da sonrasında her şeye MÜSAİT olduk” der. Bir AKP'li üye bunları“İdeolojileri bitiren, her şeylere müsait olan Erdoğan mı yaptı" Evet, ideolojisiz ve ilkesiz kendi ve yandaşlarını zengin eden, çıkarcı Recep Tayip ERDOĞAN güzel ülkemin BAŞBAKANI!(60 milyon dolara alınan uçağınız hayırlı olsun!Zengin ülkemizin vatandaşlarının Başbakanı) 


Cumhuriyetin kurucusu CHP, HAKLÇI olamayan Cumhuriyet Halk Partisinin Genel Başkanı ve Merkez yöneticileri. Çok partililiği hiç içine sindiremeyen, çok partili dönemi başlatan ama hala kendi içinde demokratik kuralları ve çoğulculuğu kabul edemeyen, istediğini istediği zaman aday gösteren,sol olamayan CHP… Ama maalesef tabanında hala sol politikaları kendisinden bekleyenler var. DELİ gömleği gibi sürekli sosyal demokrat ve sol ol dedirten be ülkemin güzel insanları. Olmaz olamaz! Çünkü ilkelerinde sol maya yok,zorla da olmuyor işte.1970'lerde İsmet İNÖNÜ'NÜN ortanın solu diye ağzından kaçırdığı yanlış bir cümleyi hala üzerlerinden atamıyorlar. Sürekli üzerine deli gömleği giydirilmeye çalışılıyor.

Sevgili Akhisar'ımın güzel insanları; emekten, ezilenden, işçiden çiftçiden ve esnaftan yana olan güzel insanlarım. Bunların ne sol ne de sosyal demokratlıkla ilgileri vardır. Bunların birçoğu Avrupa'nın küçük burjuva özentilerine sahip olan sosyal demokrat anlayışıdır. Ya sol olun ya da demokrat olun, sosyal demokrat diye bir şey yoktur. Ya adam gibi siyaset yapın ya da yapmayın, bizleri delirttiniz.

İlkelerinde Milliyetçilik “OKU” var.Şimdi çok net bir şekilde ortada düşüncelerini MHP' ile aynı çizgiye getirdi. CHP'ye söylenecek bir şey yok. Eğer mayasında sol bir şeyler olsaydı EKONOMİNİN dibe vurduğu şu kriz döneminde YOKSULDAN ve EZİLENDEN yana bir söylemi dillendirirlerdi. Yoksulların ve ezilenlerin taleplerini dile getirmesi gerekirken gereksiz olan milliyetçi söylemleri kullanmaktadırlar.  Partisinin de sola yakın olan kişileri de sol söylemlerini birazcık kullandığında hemen önünü kesiyor ve işini bitiriyor.

DSP ise İnönü'nün 1970'lerdeki yanlışlıkla ağzından kaçırdığı ortanın solu söyleminin üzerinden TOPRAK İŞLEYENİN SU KULLANANIN sloganıyla kitleleri arkasından sürükleyen KARA OĞLAN, Ecevit 68 ve 78 kuşağının gücünü-enerjisini kendine yönlendirerek prim yapmıştır.1980 darbesinden sonra kendine özgü demokratik sol anlayışı ölümünden sonra da bitirmiştir.


1999 yılında iktidardayken kendine verilen hazine yardımlarını hala kullanmaktadır. Bülent ECEVİT'İN kendine has demokratik solu da, EKONOMİK gücü bittikten sonra görevini tamamlayacaktır. Ama şunu da itiraf etmeliyim ki 12 Eylülden sonra Türkiye de parti kimliğinde SOL kelimesini hep kullandığı için DSP beni cezp etmiştir.  

Saadet partisi için söylenecek bir şeye gerek duymuyorum. Yukarıda biraz değindim. Mehmet BEKÂROĞLU'NUN geçmişten getirdiği sol mayasın seçimlerde ona yarar sağlamıştır.

Bir sonraki yazımda Akhisar da sosyalist solun %1 inin üzerinden, bir şeyler yazacağım.

6 Nisan 2009 Pazartesi

Yerel Seçimleri Haksız Rekabet Yapanlar Kazandı.1


Yerel Seçimleri Haksız Rekabet Yapanlar Kazandı.1


            Yerel seçim çalışmalarında üzücü üç olay yaşandı. İkisi Sayın H.İ. DOĞAN'IN başına geldi. Çok iyi bir insan olan kardeşi muhtarlık seçimini kazandı, ama bunun sevincini yaşamadan hayatını kaybetti. Bir diğeri ise Yüksek İlkokul mezunu arkadaşımın kalp krizi geçirmesiydi. Üçüncüsü bağımsız belediye başkanının seçim arabasının kazası sonucunda dört arkadaşımızın yaralanması ve bir arkadaşımızın hayatını kaybetmesiydi. (Özden SIDALBEL) Seçimler üç üzücü olayla sona erdi. Kim kazandı, kim kaybetti sorusuna verilecek net cevap: Kaybeden şu süreçte DOĞAN ve SIDALBEL ailesi oldu.İki aileye de baş sağlığı sabır ve geçmiş olsun dileklerimi iletiyorum.  

Düzen partilerinin diktatör genel başkanları yerel seçimlerden bir yıl öncesieki yerel siyasetçileri kendilerine bağımlı hale getirerek, üretimsizliğinin en büyük sorumluları olmuşlardır. Yüz bin nüfuslu Akhisar'ımızda kimin aday olacağına ne partili üyeler ne delegeler ne de ilçe yönetimleri karar verebildi. Temsili demokratik yöntemleri bile uygulamayan diktatör genel başkanlara sitem ederek yazıma başlamak istiyorum. 

Şöyle bir hafızamızı kurcalayalım. Bir yıldır nelerle uğraştık. AKP'nin altı aday adayı üzerinden konuşulanlara değinmek istiyorum Salih HIZLI dan biraz bahsedelim. Asla şahin Hoca'nın,süleymancıların,fettullahcıların,yandan desteklediği biri olduğu için olmazdı. Diğer aday Nakşibendî tarikatına bağlı olduğu için aday olacağı söylendi. Diğer dört aday da milletvekillerinden yandan aldıkları destekle aday adayı oldular. Sonunda Salih HIZLI Şahin Hocanın, Süleymancıların yandan destekli fetullahcıların onayını alarak mı aday yapıldı. Bilemiyoruz. O adayla aday yapanlar arasında bir sırdır.  

Salih Bey hayatı, yaşamı insanları iyi okuyarak stratejik taktiklerle olumsuz durumunu kendi adına olumluya çevirerek haksız rekabetle KAZANDI. Aslında AKP 2004'e göre kaybeden siyasi partidir. Yani Türkiye de AKP' kaybettiği gibi, Akhisar'da da kaybetti oyları düştü. 2004 seçimlerinde 17 700 oy alan Belediye Başkanının şimdi aldığı oy 17 426 yani 2009 da seçmen sayısındaki artışa bakılırsa aslında yerelde ve genelde AKP'nin oylarının düştüğü görülmektedir. 

Bir: Belediye imkânlarını eklersek ekonomik olarak, halkla ilişkiler bölümüne 1,5 trilyon, basın yayın organlarına 850 milyar lira harcanmıştır, Toplamda 2008 yılında 2 trilyon 350 milyar lira para harcandı. İki; kamu kurumlarının imkânlarını kullandığı gibi alanlarını da kullanmıştır. Hazine yardımlarından alınan paradan Akhisar'a ne kadar düştü? Parti genel merkezinden gelen miktarın ne kadar olduğunu da bilemiyoruz 2009 da neler harcandığını bilemiyoruz?  Harcamaları bundan sonraki süreçte ilçemizde yerel köşe yazarı kimliğimle takipçisi olacağım. Akhisar halkını buradan bilgilendirmeye çalışacağım.

 
Kazanan tabi'ki AKP'nin Belediye Başkan adayı oldu. Ve AKP'nin dokuzu belediye meclis üyesi, sıralaması ve üç kontenjan adayı toplam on iki meclis üyeleriyle birlikte kazandı. Muhalefet meclis üyeleri de şöyle sıralandı. Yedi MHP,beş CHP,bir DSP kazandı.Toplam on üç muhalefet meclis üyeleri birinci sırada ipi göğüsledi. AKP'nin bundan sonraki süreçte yapacağı farklı bir şey yok. Esas görev seçim sürecinde muhalif olan MHP, CHP ve DSP'nin meclis üyelerinin olacaktır Gerçek görev muhalefetten bekleniyor. 

 Dün dündür,bugün bugündür demeden. Dün programlarında var olan bakış açılarını yansıtmalarını muhalif Belediye Meclis Üyelerinden bekliyoruz. Dilerim kutsal kardeşlikleri Akhisar halkının kardeşliğinin önüne geçmez.                         

Yani ülke genelinde olduğu gibi ilçemiz de ulusalcı sol-statükocu sosyal demokrasi ile milliyetçi muhafazakâr-dinci çevrelerce yönetilecek. Bir; üçüncü yolun mutlaka yaratılması gerekiyor. Din dil ırk ayrımına karşı bu süreçte farklılıklarımızı bir arada yaşama geçirmek gibi bir görevimiz olmalı. İki; bir birinden farkı olmayan herkesin"kendin gibi olma" dayatmasından vazgeçirecek. başka bir yolu mutlaka bulmalıyız. Bu da ilçemizde kaynaklarımızın kullanımında karar alma sürecinde mutlaka yer almakla mümkündür. Bu yalnız Belediye Başkanıyla ve Meclis Üyeleriyle değil, Akhisar halkının doğrudan katılımıyla olmalıdır.

            Halkın çıkarlarının ön planda olması için bir üçüncü yolun, ilçemizde sosyalist solcuların büyük bir bölümünü ayıran dinci-muhafazakâr ve darbeci-ulusalcı hatlar arasında bir üçüncü cephe arayışı 'çağırması' şimdi her zamankinden daha önemli bir gereksinim olmuştur. Bir sonraki yazımda MHP, CHP, DSP, DP, SP ve ANAP'ın yerel seçim sürecini anlatacağım.

4 Nisan 2009 Cumartesi

1 Mayıs'ın Dünya da ve Türkiye de Gelişim Süreci.


1 Mayıs'ın Dünya da ve Türkiye de Gelişim Süreci.



İşçi Sınıfı Gücünü 1 Mayıs'ta Fark etti 

ABD'li işçiler 1886 1 Mayısı'nda 8 saatlik işgünü talebiyle iş bıraktılar. Yüz binleri içine alan bu hareket Avrupa'da karşılık bularak, 1 Mayıs'ı emekçilerin uluslar arası günü haline getirdi. 

ABD'de 1873 yılında başlayan durgunluk işçileri ücretlerin düşürülmesi çalışma saatlerinin uzatılması ve örgütlenmenin yasaklanması gibi saldırılarla karşı karşıya bıraktı. 18 saate kadar uzaya bilen çalışma saatleri karşısında gizli birlikler ve sendikalar etrafında örgütlenen işçiler mücadeleye başladı. 

Hem kalifiye hem kalifiye olmayan işçileri örgütleyen, siyah işçileri örgütleyen, siyah işçileri saflarına katan ve çok sayıda militan kadın örgütçüye sahip olan Emek Şövalyeleri adlı etkili işçi örgütü 1878 de işgününün 8 saat ile sınırlandırılması talebini dile getirdi.8 saatlik iş günü talebi diğer örgütler tarafından da sahiplenerek yaygınlaştı. 1886 yılı Nisan'ında 8 saatlik iş günü mücadelesi iyice yoğunlaştı.1 Mayıs 1886 günü ise işçiler fiilen 8 saat çalışacak ve karara uymayan fabrikalar fiilen engellenecekti. Bu mücadele, işçi sınıfı içerisindeki farklı politik eğilimleri de bir araya getiren ortaklaşma görevi de görmüştü.1Mayıs ta ABD nin pek çok kentinde on binlerce işçinin katılımıyla eylemler ve grevler örgütlendi. Hareketin merkezi konumunda bulunan Chicago da ise yüz binlerce işçi harekete dâhil olmuştu. Chicago deki gösteriyi sabote etme planlarını hayata geçiren polis ise, işe önce işçileri taciz etmekte başladı. 5 6 bin kişilik bir işçi topluluğunun üzerine ateş açan polisler, iki işçiyi öldürdüler. Mayısın ilerlen günlerinde polis saldırganlığının yol açtığı çatışmalar devam etti.7 polis ile 9 işçi daha polis kurşunlarına hedef olarak hayatını kaybetti. Üzerlerine polisler öldürme suçu atılan işçi liderleri idam edildi. İşçilerin cenazesine yarım milyon kişi katıldı. II. ENTERNASYONAL 1889 da ABD li işçilerin ayaklanmasının başladığı 1mayıs gününü uluslararası eylem günü olarak ilan etti.  

Türkiye'nin 1 Mayıs Tarihi 

             Osmanlı döneminde başlayan 1 Mayıs kutlamaları Cumhuriyet döneminde uzun süre yasaklı kaldı. İlk kitlesel 1 Mayıs ise 76 da taksimdeydi.

             Türkiye de ilk 1 Mayıs 1900 lerin başlarında kutlandı. Cumhuriyet in ilanından sonra ise işçilerin 1 Mayıs ı kutlamalarında zorluklar çıkarıldı. 1925 yılında çıkarılan Takrir –i Sükûn kanunuyla birlikte işçi sınıfının tüm örgütlenme haklarıyla birlikte 1 Mayıs da rafa kaldırıldı. 1935'te 1mayıs devlet tarafından BAHAR BAYRAMI ve tatil ilan edildi. 60'lı yıllardaki devrimci yükseliş döneminde 1 Mayıs mücadelenin ana gündemi değildi. Yarım asır süren sessizlik DİSK tarafından 1976 yılında Taksim Meydanında örgütlenen ve on binlerce emekçinin katıldığı mitingle bozuldu. Bu tarihten itibaren 1 Mayıs Meydanı olarak anılamaya başlanan Taksimde 77ve 78 yıllarında da yüz binlerce emekçinin katılımıyla kutlamalar yapıldı. 79 da ise İstanbul'da ilan edilen sıkıyönetim nedeniyle kutlamalar İzmir'e taşındı. 12 Eylül darbecileri 1 Mayıs'ı takvimlerden silmeye çalıştı ancak emekçiler 87'de yaptıkları salon kutlamalarının ardından 88'de sokağa çıktı. 89 yılında ise Taksim zorlandı. İşçi sınıfının en militan unsurlarının direngenliğiyle 1 Mayıs,1992 yılında yasallaştı. 93,94 ve 95 yıllarında Türkiye nin farklı illerinde çeşitli meydanlarda yapılan mitinglerin ardından 1996 yılında Kadıköy 'de 150 bin kişinin katılımıyla 12 Eylül'den sonra yapılan en kitlesel miting gerçekleştirildi. 2000'li yılların başlarında ise İstanbul'daki mitingler İstanbullulardan yalıtık olan Çağlayan Meydanı'na sıkıştırıldı. 2004'te Saraçhane, 2005-2006'da Kadıköy'de kutlanan 1 Mayıs'ların ardından ise Taksim direnişleri yeniden başladı.

             2008 yılın da orantısız güç kullanarak işçi ve demokratik kitle örgütleri DİSK, KESK ve sol sosyalist partiler tarafından direnerek, 2009'da da maalesef ayaklar BAŞ oldu. Bu yıl, “hak verilmez alınır” sloganıyla mücadele edilerek yasal bayram olarak kabul ettirildi. Taksim alanını da mücadele ederek kazanmalıyız.

Evet TAKSİM'DE de ayaklar maalesef BAŞ oldu. Sembolik mücadale ALANIMIZI da kazandık.

Yaşasın ÖRGÜTLÜ mücadalemiz.   

             Üreten biziz yönetende biz olacağız. SÖZ YETKİ KARAR İKTİDAR HALKA! 1977,1989 ve 1996 yıllarında yapılanları unutmadık.

1 Mayıs 1 Mayıs işçinin emekçinin bayramı
Devrimin şanlı yolunda ilerleyen halkların bayramı
Günlerin bugün getirdiği baskı zulüm ve kandır.
Ancak bu böyle gitmez sömürü devam etmez.
Yepyeni bir hayat gelir bizde ve her yerde.

1 Mayıs 1 Mayıs işçinin emekçinin bayramı
Devrimin şanlı yolunda ilerleyen halkların bayramı

Yepyeni bir güneş doğar dağların doruklarından
Mutlu bir hayat filizlenir kavganın ufuklarından
Yurdumun mutlu günleri mutlak gelen gündedir…

1 Mayıs 1 Mayıs işçinin emekçinin bayramı
Devrimin şanlı yolunda ilerleyen halkların bayramı

Ulusların gürleyen sesi yeri göğü sarsıyor.
Halkların nasırlı yumruğu balyoz gibi patlıyor.
Devrimin şanlı dalgası dünyamızı kapsıyor.

Gün gelir gün gelir zorbalar kalmaz gider
Devrimin şanlı yolunda bir kâğıt gibi erir gider...

Yaşasın 1 Mayıs İşçinin Emekçinin BAYRAMI!


24 Mart 2009 Salı

% 80 İz İstersek Kazanırız Fatsa Son!


% 80 İz İstersek Kazanırız Fatsa Son!
30 Yıl Önceki Fatsalı Terzi Fikriyi Akhisar'a Uyarlamak.   
            Üretenlerin yönettiği, yönetenlerin ürettiği Fatsa da öyle bir şenlik düzenlenir ki, bir yerde sinema gösterimi, bir yerde konser, başka bir meydanda folklor, horonlar, halaylar ve dans gösterileri ilçenin her yerine yayılır. Fatsa halkı bütünüyle şenlik organizasyonunda her türlü katkısıyla yer alır. On üç bin civarında nüfusu olan ilçedeki şenliği otuz bin kişi katılır evet yanlış değil Fatsa nüfusunun iki katını aşan bir kitleyle gerçekleşen şenlik.

            Fatsa halkı çevre il ve ilçelerden, hatta uzak diyarlardan gelen bu halka hep birlikte gülüp oynamış hem de onları ağırlamışlardır. Evine misafir olamayanlar organizasyonu yönetenlere bizim eve niye konuk vermediniz benim evde yiyecekmi yok, istirat etme imkânı mı yok diyerek sitem de bulunmuşlardır. Kendi kendine yönetenin mutluluğunu yaşayan halk sömürücü azınlığı ve onların temsilcilerini Demirelleri ya başka il ve ilçelerde de böyle örnek yönetim sergilenirse diye Fatsa'da yeşeren hayata son vermek istemişlerdir.1979 yaz aylarında Çorumda Alevi-Sunni. Atışması çorum körüklenir alev alevdir. Peki, bu olayları kim çıkardı. Adalet Partisi milletvekili Ahmet Cinbek olayları çıkaranlar MHP militanlarıdır. Milli Selamet Partisi milletvekili Şevket Kazan da: “Olayları MHP militanları kışkırttı.” der. İşte tam bu olaylar yaşanırken Çorum Yanıyor diyen Gazetecilere Süleyman Demirel;“Siz çorumu bırakın Fatsa'ya bakın.” der.
            Demirel in bu söylemi Fatsa halkını rahatsız eder. İlçedeki siyasi partileri de rahatsız eder. MSP (Milli Selamet Partisi )AP(Adalet Partisi) CHP ilçe teşkilatları ortak açıklama yaparlar; “Bize sakın dokunmayın biz burada kardeşçe yaşıyoruz. Huzurluyuz, mutluyuz.” Kendi ilçe teşkilatının bize dokunmayın feryadını dinlemeyen Demirel ordu valisi Reşat Akkaya marifetiyle “Nokta Operasyonu” düzenler. Binlerce polis asker Fatsa halkına karşı işkenceli bir saldırı başlatır. Fatsa halkı direne diren'e kırlara çekilir. Terzi Fikri şehri terk etmez. Ne pahasına olursa olsun şehirde direnecektir, o kadar yalanı da kırılırsa boyun eğmez.
            1979 Ekim ayından beri kavgasız gürültüsüz sakin ve huzurlu bir yaşam süren Fatsa halkının huzuru 1980 Temmuzundaki “Nokta Operasyonu” adını verdikleri savaşla bozulur. Bununla da kalmazlar gerici basınlarıyla Fatsa ve Terzi Fikri'yi karalama kampanyası düzenlerler. Bakın Amasya askeri sıkıyönetim mahkemesinde Fikri Sönmez nasıl yanıt verir; “Sayın yargıç ben yirmi beş senedir politikanın içindeyim. Fikirlerimi her yerde açıkladım burada da açıklıyorum. Ben toprak reformunu savundum, bana komünist dediler, fındıkta sömürü ye son verilmesini anlattım, Fatsa sokaklarında beni taşladılar, canımı zor kurtardım. Sonra beni başkan yaptılar. Benim suçum ileri görüşlülüğümden kaynaklanıyor. Bir şeyi on, onbeş sene önce söylüyorum benim suçum bu ben halkın söz ve karar sahibi olması söyledim, bunu da gerçekleştirdim. Şimdi bundan yargılanıyorum. Onbeş, yirmi sene sonra herkes halkın belediyelerde söz ve karar sahibi olması savunacaklardır. Bakın Tercüman gazetesi hakkımda karalama kampanyası başlattı. Günlerdir Fatsa dizisi yayınlanıyor. Paris Komünü gibi Fatsa komünü kurduğumuz, ceza evinde de komün kurduğum, komün hayatı yaşadığım yazılıp duruluyor. Egemen sınıfların borazanlığını yapan Tercümen gazetesi bana komünist diyebilir, ama asla “görevini kötüye kullandı, rüşvet aldı, cebini doldurdu, yoksuzluk yaptı ”diyemez, diyememektedir. Onların destekledikleri, arkasında oldukları belediye başkanları çeşitli yolsuzluklardan yargılanıyorlar. Benim Fatsa halkına götürdüğün hizmetleri bunlar yirmi yılda yapamazlar.”der. Bu tesadüf mü? Hangimiz memlekette hizmet etmiş oluyoruz, bunlar mı vatansever?
            Atina demokrasisini bundan 30 yıl önce hayata geçiren Terzi Fikri kimdir?
             İyi bir teorisyen midir? Hayır!
            İyi bir yazar-çizer midir? Hayır!
            Halkın içinden çıkan, kendini çok iyi yetiştirmiş, halk önderi devrimci bir kişidir.
            Akhisar'ımız da Fatsa deneyiminden esinlenen Özgürlük ve Dayanışma Partisi, Emeğin Partisi ve Halkevleri halka açık toplantılarda Akhisar da neler yapabileceklerini tartıştılar, birlik kurdular herkesin özgürce bir şeyler katabildiği programı savunan insanların katılımıyla 700'e yakın kişinin katıldığı ön seçimle adaylarını belirlediler. Bu seçim sonucuna göre mücadelesini Halkevlerinde yürüten Mehmet Akif Aksezgin (ziraat mühendisi) Bağımsız olarak Belediye Başkanı adayı oldu. Belediye meclis üyeleri de Emep listesinden girmesi kararlaştırıldı.
Dünyamız da, ülkemizde ve Akhisar'ımızda gelir dağılımının adaletsizliğine dur demek için iyi düşünmeli. %25 açlık sınırında %25 yoksulluk sınırında yaşarken toplam % 50 ye yakın kişi tehdit altında. Güçlünün yanında her zaman tavır koyan HALKIMIZA şimdi kendi sayısal gücüne oy vermeli tavrını koymalı. % 25 açlık sınırına düşmemek için. % 25'ni de açlık sınırından kurtarmak için güç olmak zorunda olmalıdır.
            Gelir dağılımının eşitlikçi paylaşım uygulamak, sosyal bir yerel yönetime yönelerek birlik olmalıyız. Büyük tekelci sermayenin soygun düzenine dur demek için, ezilenlerden doğru örgütlemek gerekiyor.
Diğer % 50'nin, % 30'u da yoksulluk sınırına altına düşme tehdidinde. Çok rahat hayat yaşayan % 30 kesiminde iyi düşünüp değerlendirmesi gerekiyor. Hani halk dilinde bir laf var ya “Düşmez kakmaz bir Allah” bir gün düşerseniz o zaman çok geç olabilir.
Tüm dünyanın kanını emen % 20'lik kesiminde dünyada dev şirketlerin sahipleridir. Dünyamızda ki tekelci sermayenin gelişmiş ülkelerdeki zenginlerinin gelişmemiş ülkelerdeki fakirlerle aralarında ekonomik fark 1'e 50'dir.
Ülkemizde de statükocu laik ve sahte İslamcı, dinci iki çevrenin sömürü düzeni devletin olanaklarını seçimlerde ele geçirerek kendi yandaşlarına pay edinmesidir. Ülkemizde tekelci sermayenin zenginlerinin fakirlerle aralarında ekonomik fark 1'e 25'dir. Bu soygun sömürü ve talan düzenine dur demek için % 80'inin iyi düşünmesi gerekiyor. % 20'lik azınlığın oyununa gelmeyelim. Ezilenden yoksuldan dışlanmışlardan ötekileşenlerden yana olmak, sınıfına ihanet etmemek için oylar kendine. Mahalle ve halk meclisleriyle yönetime katılımcı olmak için tüm kaynakları denetlemek. Ve karar almak. Gerektiğinde hesap sormak İÇİN! Oylar Bağımsızlara. Yani kendinize!    
29 Mart seçimlerinde ne olur hep birlikte göreceğiz ama şurası kesin ki bu topraklarda bahar geldiğinde mutlaka FATSA ÇİÇEĞİ açacak. Terzi Fikrinin toprağı bol olsun.





12 Mart 2009 Perşembe

Mart Dünyada Türkiye'de ve Akhisar'da Gelişim Süreci


Mart Dünyada Türkiye'de ve Akhisar'da Gelişim Süreci

            8 Mart 1857 tarihinde ABD'nin New York kentinde 40.000 dokuma işçisi daha iyi çalışma koşulları istemiyle bir tekstil fabrikasında greve başladı. Ancak polisin işçilere saldırması ve işçilerin fabrikaya kilitlenmesi, arkasından da çıkan yangında işçilerin fabrika önünde kurulan barikatlardan kaçamaması sonucunda çoğu kadın 129 işçi can verdi. İşçilerin cenaze törenine 100 bini aşkın kişi katıldı. 26 - 27 Ağustos 1910 tarihinde Danimarka'nın Kopenhag kentinde 2. Enternasyonale bağlı kadınlar toplantısı (Uluslararası Sosyalist Kadınlar Konferansı) düzenlendi. Almanya Sosyal Demokrat Partisi önderlerinden Clara Zetkin, 8 Mart 1857 tarihindeki tekstil fabrikası yangınında ölen kadın işçiler anısına 8 Mart'ın "Dünya Kadınlar Günü" olarak anılması önerisini getirdi. Öneri oybirliğiyle kabul edildi.
            İlk yıllarda belli bir tarih saptanmamıştı ve değişen tarihlerde fakat her zaman ilkbaharda anılıyordu. Tarihin 8 Mart olarak saptanışı 1921'de Moskova'da gerçekleştirilen 3. Uluslararası Kadınlar Konferansı'nda gerçekleşti. Birinci ve İkinci Dünya Savaşı yılları arasında bazı ülkelerde anılması yasaklanan Dünya Kadınlar Günü, 1960'lı yılların sonunda Amerika Birleşik Devletleri'nde de anmaya başlanmasıyla daha güçlü bir şekilde gündeme geldi. Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, 16 Aralık 1977 tarihinde 8 Mart'ın "Dünya Kadınlar Günü" olarak anılmasını kabul etti.
Türkiye'de 8 Mart Kadınlar Günü
            Türkiye'de 8 Mart Dünya Kadınlar Günü ilk kez 1921 yılında "Kadınlar Günü" olarak kutlanmaya başlandı. 1975 yılında daha yaygın olarak kutlandı ve sokağa taşındı. "Birleşmiş Milletler Kadınların On Yılı" programından Türkiye'nin de etkilenmesiyle, 1975 yılında "Türkiye de 1975 Kadın Yılı" kongresi yapıldı. 1980 darbesinden sonra dört yıl süreyle herhangi bir kutlama yapılmadı. 1984'ten itibaren her yıl çeşitli kadın örgütleri tarafından "Dünya Kadınlar Günü" kutlanmaya başlandı.
Akhisar'ımızda 8 Mart dünya kadınlar günü
            Dünya kadınlar günü 1996 yılı öncelerinde kutlanmıyordu. Ta ki 10 Ocak 1996 yılında kurulan Özgürlük ve Dayanışma Partisi (ÖDP) o yıl 8 Mart'ı kutlamasına kadar… 1996 yılındaki kutlama insanları bilinçlendirdi ve daha sonraki yıllarda periyodik olarak kutlandı. Akhisar'ımızda 5 yılda bir yerel ve genel seçimlere denk gelen 8 Mart Dünya Kadınlar Günü partiler tarafından da kutlanır. Güzel olan, 1857 yılında acıyla ve mücadele ile elde edilmiş, evrensel anlamı olan günün her yerde kutlanmasıdır.8 Mart'ı Akhisar da seçim maratonu içinde olan siyasal yapılar, kendilerine göre faklı anlamlar katarak kutladılar. Bir yapı var ki; bu günü anlamına uygun şekilde ve içini boşaltmadan kutladı. Bu yapı Halkçı Yerel Yönetim platformuydu. Bu kutlama 8 Mart'ın anlamına uygun kutlandı. Her yıl 8 Mart'ı 1857 yılında hayatlarını kaybeden kadınların adına verdikleri sınıfsal mücadele bilinciyle kutladılar. Bundan sonraki yıllarda da anlamına uygun şekilde kutlanacağına inanıyorum.
            Diğer siyasal yapılara gelince…
8 Mart Dini, Milli bayramlarımız, Anneler günü Babalar günü Sevgililer günü kadar önemlidir. Hayatımızın bir parçası olan emekçi, çalışan, çalışmayan tüm kadınların günüdür. Bu yüzden bu günün kesinlikle basite alınmaması gerekir. Peki diğer siyasal yapılar neden 8 Mart'ın önemini vurgulamak ve bu günün önemini anlatacak çalışmalar yapmak yerine basit bir günmüş gibi içeriği ve tarihteki anlamı yok edilerek kutlandı?
            1857 yılında olduğu gibi. Bugünde dünyadaki kadınlar aynı sıkıntıları çekiyor. Tekstil işçileri, eşit işe eşit ücret, 8 saat çalışma ve yaşam haklarını istemektedirler. Sendikasızlaştırma alabildiğince taşeronlaşma adı altında devam ediyor. İşten çıkarılan kadınlar sokakta kalıyor. Dünyayı yöneten kapitalist anlayış, daha çok kazanma hırsıyla savaşlar çıkararak milli ve dini duyguları kullanarak emek sermaye çelişkisinin önüne geçiyorlar. Kadınların böyle sıkıntılar yaşadığı dünyada, nasıl bir durum içinde olduklarını anlatan tek günün bu kadar basite alınmaması ve anlamına uygun şekilde kutlanması gerekiyor.
Halkçı yerel yönetim platformunun etkinliği…
              Gecenin açılış konuşmasını EMEP Belediye Meclis Üyesi Adayı Serpil SÜSLÜ yaptı. Diğer EMEP Üyesi  işçi Zeynep YILDIZ ve Bağımsız Belediye Başkan adayı Mehmet Akif AKSEZGİN günün anlam ve önemini dile getiren konuşmalar yaptılar.
            Çok coşkulu bir gece oldu. Emeği geçen herkese teşekkürler. Çok kültürlü çok kimlikli görünümden dolayı çok mutlu oldum.
             Özgün müzik, rock ve rap müzik şiir ve Değişim Tiyatrosu oyuncuları skeçlerle, gençlerin oluşturduğu Kabile Grubu rap şarkılarıyla gecede yer aldı. Halil Yıldız, Özcan Güler, Asil Deniz, Gökhan Seyrek, Hasan Koray Ünlü ve Erhan Koçak'tan oluşan müzik topluluğu da geceye katılanlara müzik ziyafeti vererek, türkülerini salonu dolduranlarla birlikte söylediler. Gece çekilen halaylarla sona erdi.





7 Mart 2009 Cumartesi

TBMM ve Başbakan'a Kriz Önerisi. Açık Mektup


TBMM ve Başbakan'a Kriz Önerisi. Açık Mektup         

            Son yirmi yıllık yaşamımızda dünyamız, ülkemiz ve şehrimizde aşırı bir şekilde fakirleşen halkımızın kayıpları, küçük bir azınlığın haksız bir şekilde zengin olmasına yol açıyor.
 

      Yıllardır Koçlar, Sabancılar, Ayhan Şahenkler, Akhisar'ımızdaki şirket KESKİNOĞLU konuştu,onları dinlediniz isteklerini yerine getirdiniz. IMF politikalarını uyguladınız. Para babalarının yurt dışı borçlarına devlet garantisi verdiniz. Bütün bankalara para aktararak yüz milyonlarca lirayı bir avuç azınlığa hediye ettiniz. Borçlarını sildiniz. Halka kemerleri sıkalım dediniz, acı reçeteyi içelim; düzeleceğiz, herkes refaha ulaşacak dediniz. Artık bıçak kemiğe dayandı. Onurlu yurttaşlar olarak sadaka istemiyoruz haklı taleplerimizi yerine getirin yeter diyoruz.

       1.       Esnaf odalarından doğru mesleki eğitimin geliştirerek ücretsiz seminer ve kurslar verilsin.
2.       Esnaf çıraklarının yeni çıkan sosyal güvelik yasasından mağdur olmamaları için gerekli yasal düzenlemeler yapılsın.
3.       Esnafların vergi dairesine olan borçların faizlerinin silip, ana borçları uzun vadede taksitlendirilsin.
4.       Bağ-Kur ve SSK borçlarının faizleri silinip, ana borçları uzun vadede taksitlendirilsin.
5.       Esnaf Kefalet Kooperatiflerinden doğru tüm esnafımıza 0 faizle kredi verilsin.
6.       Esnafların Esnaf Kefalet Kooperatiflerine olan borçlarının faizlerinin silinerek, taksitlendirilsin
7.       Nereden buldun? Yasası çıkartılarak, meslek gruplarından tekelleşmenin hesabı sorulsun.   
8.       Tarımsal kredilerden doğan haciz işlemleri hemen durdurulsun.  Özel bankalara da olan tarımsal krediler 2-3 yıllık taksitlendirilsin.
9.       Kredi kartı borçları makul bir faiz uygulanarak taksitlendirilsin.
10.   İşten çıkarmalar yasaklansın.
11.   Herkese yurttaşlık geliri verilsin.
12.   Emekli maaşlarına gülünç zam yerine en az 150 liralık zamlar uygulansın.
13.   Asgari ücretlilerden vergi kaldırılsın.
14.   İşsizliği önlemek için çalışma saati haftalık 35 saat uygulansın.
15.   Sosyal güvencesiz çalışanlar derhal güvenceye kavuşturulsun.
16.   Ev kadınlarının aile içi emeği de görülerek Emeklilik hakları verilsin.
17.   Gerçekten üretim yapan küçük üreticiler Araç-gereç, mazot, gübre gibi destekler yeterli düzeyde yapılsın.
18 .  %80'ni işçilerden kesilen 133 milyar TL paranın yasal süreleri kısaltılarak işsizlere verilsin.
19.   Bağ-Kur borçlularının pirim tutarı asgari 223,11 brüt 666,00 üçe bölünüyor. Bir kısa vadeli sigorta %1 tutar 6,66 TL iki genel sağlık sigortası %12 83,25 TL tutar üç malullük, yaşlılık ve ölüm sigortası %20 133,20 TL toplam %33,5 tutar 223,11 brüt 666,00  
 Bağ-kur borcu olanlar sağlık tan yararlanmıyor. Aylık 83,25 artı faiz faizleriyle birlikte SİLİNSİN.

2 Mart 2009 Pazartesi

Fatsalı Fikrinin Belediye Başkanlık Dönemi-2


   Fatsalı Fikrinin Belediye Başkanlık Dönemi-2


      Fatsa belediyesinin asıl yöntem organı olan Mahalle Komitelerinin oluşumu tamamen demokratikti. Her mahallenin büyüklüne göre 5 kişi daha büyük mahallelerde 7 kişi halkın toplanabileceği meydan okul gibi yerler de mahalle halkının doğrudan katılımıyla mahalle komiteleri seçiliyordu.

      Komitelerin halk devrimcilerin seçtiği gibi düzen partisi tarafları güvenilir, saygınlık kazanmış kişileri de seçebiliyordu. Örneğin bir mahallede Süleyman Demirselin Genel başkanlık olduğu Adalet Partisi taraftarı Kemal ŞENDUR komite yönetimine seçilmişti. Hatta şu an ismini hatırlayamayacağım bir kişi MSP( Milli Selamet Partisi) tarafları komiteye seçilmişti.

      Peki, belediye mahalle komitelerinin kararlarına uymak zorunluluğunda mıydı? Terzi Fikri söz vermişti. Birlikte yöneteceğiz diye (tek verdiği sözde buydu.) İşte buna düzen partisi üyesi meclis üyelerinden bazıları itiraz etmiş. “Madem biz belediye meclisine seçildik, biz ne karar alırsak onu uygularız. Mahalle komitelerinin kararlarına uymak zorunda değiliz” demişler. Ve Fikri SÖNMEZ; “Bende Belediye Meclisinin toplantılarını-tartışmalarını Belediye hoparlöründen yayınlarım halk kimin neyi savunduğunu görür” demiş ve gerçektende Belediye Meclisi toplantılarını Belediye hoparlöründen yayınlamıştır. Mahalle komitelerinin aldığı kararlar Belediye Meclisine getirilmiş ve böylece Belediye Meclisinden geçen kararlar uygulanarak doğrudan demokrasi örneği verilmiştir.

      Fatsa yönetimi böyle bir yönetim anlayışıyla hem gerçek bir demokrasi hem de adaleti sağlamıştır. Alın size bir adalet örneği. Bilindiği gibi 1978-80 li yıllarda margarin yağı kıtlığı, sigara kıtlığı mazot yokluğu gibi bir dizi yokluk kıtlık çekiliyordu.

      İşte bunu fırsat bilen stokçular ellerindeki malları saklayarak fahiş fiyattan satıyorlardı. Ama Fatsa'da devrimci anlayış buna da göz yumamazdı. Stokları tespit edip el koyarak piyasa fiyatlarından satışlarını gerçekleştirip(tabi önceden halka hangi malın nerede satılacağı duyuruluyor.)parası mal sahibine teslim ediliyor stokça zarar ettirmiyor. Kara borsa yoluyla haksız kazancı engellenerek adalet sağlanıyordu. Tabi buna polisler müdahale etmek istese de fırsat bulamıyordu. Üstelik akşam eve geldiğinde 2 liralık yağı 5 liraya satmaya hakkı var mı? Buna engel olmaları niye yanlış olsun diye sitemde bulunuyor eşlerine.

      Bakın halk komitesindeki insanların değişik bir konudaki duyarlılığını anlatayım. Bir polisin çocuğuna acil kan ihtiyacı doğar o mahalle komitesi üyesi bir devrimcinin aranan kana uyumludur. Kanı o devrimci kanını hemen verir ve çocuk yaşamına kavuşur. Bu çocuğun polis olan babası devrimciler den çekindiğinden evine gelmemektedir. 2000'li yıllarda İstanbul da PTT bankta çalışır. Kurtulan çocuk bir gün elektrik faturasını ödemeye gelen kişiye “Sen Fatsalı mısın?” der. O da “evet” yanıtını verir. “Sen bana kan vermişsin. Ben yaşamımı verdiğin kan sayesinde sürdürüyorum.” diyerek kendisine saygısını sevgisini ifade eder. İşte Fatsa böyle güzellikleri yaratmıştır.

      Başka bir adalet örneği… Fatsa da Belediye, çocuk korosu oluşturmaya karar verir.

      Tabi çocuk korosu oluşturma kararı ilan edilir yetenekli çocukların kora için belediye başvuruları istenir. Çocukların yetenekleri değerlendirecek kurul oluşturulur.

      Mahalle komitesinde etkin bir devrimcinin çocuğu da koroda yer almak için başvurur. Babası karşı çıkar “Benim çocuğum koroda yer almasın” der. Çocuğunun kora da yer almasının kendisinin mahalle komitesinde olması dolayısıyla torpil yapıldığı şeklinde bir anlayış doğuracağını söyler. Çocukların yeteneklerini tespitle görevli kişiler senin çocuğun müzik yeteneği üstün sesi güzel bu çocuğu koradan mahrum etmek hem çocuğa haksızlık hem de böyle bir yetenekten koroyu mahrum bırakmak hepimize haksızlık olur denilerek babanın acilen kararı katılması sağlanmıştır.

      Bir başka uygulama bilindiği gibi bu yıllarda düğünlerde, maç zaferi yaşandığı günlerde halk sevincinin havaya ateş ederek ifade ederdi. Her düğünde köylerde de mahallelerde seri şekilde silahlar ateşlenirdi.

      İşte Fatsa mahalle komiteleri ve belediye bunu yasaklamış ve Fatsa da kör kurşunla ölen olmamıştı. Aldıkları kararlarla ve uygulamalarla mahalle komiteleri meşruluk kazanmış, sorunu olan herkes semtindeki halk komitesi sorunu götürmüş sorun orda çözülmüştür. Bu bir sınır anlaşmazlığı olduğu gibi, bir bakkalın alacak meselesi de olabilir. Yani halk inandığı güvendiği komite dururken karakola mahkemeye gitmeyi bırakmış o kurumlar işsiz kalmıştır. Fatsa'daki bu yapı ilçe sınırlarının dışına da etkilemiştir. Örneğin köylerden de “Siz her sorunu çözebiliyorsunuz. Bizim de sorunumuz çözün şeklinde müracaatları olmuştur. Sınır anlaşmazlığı ve başka sorunlar. Mesela, Kömürlük köylülerinin önderleri Fatsa ya gelip “Siz her sorunu çözmeyi başarıyorsunuz. Bizim köye cami yapılacak, ama gücümüz yetmiyor hadi buna da başarın.” demişler ve halkın Din ve Vicdan özgürlüğüne saygı duyan devrimciler bu camiinin yapılmasını öncülük ederek sağlamışlardır.

      Fatsa deneyimi ve Terzi FİKRİ'Yİ anlatan yazımız gelecek sayıda bitecek burada yanan ışık dünyamızı ve ülkemizi aydınlatmaya devam edecek...

22 Şubat 2009 Pazar

Terzi Esnafının Belediye Başkanlık Dönemi 1


Terzi Esnafının Belediye Başkanlık Dönemi 1

            30 yıldır Fatsa ve terzi Fikri hiç dillerden düşmez. Çünkü terzi Fikri hep halkın sorunlarına çare aramış bunun için fındıkta sömürüye son mitingine öncülük etmiş. Bunun için spor kulübüne başkanlık yapmış. 65-70 dönemlerinde TİP (Türkiye İşçi Partisi) İlçe Başkanlığı yapmış 12 Mart sürecinde THKP-C davasında yargılanmış kısacası mücadele içinde çelikleşmiş cesaretiyle, dürüstlüğüyle bilgisiyle halkın güvenini kazanmış bir devrimci önderdir. Fikri SÖNMEZ.

            Fatsa da halkın büyük bölümünü tefeciler yüksek faizle borçlandığı bir dönemde (78-79 yıllarında)borçtan bunalan halkın sorununa Terzi FİKRİ'NİN de içinde yer aldığı Devrimci-yol hareketinin saflarındaki yerel önderler tefecilerle borçluları yüzleştirip borcu makul sayılacak bir faiz ekleyerek borçlunun ödemesini önerirler. Tefecilerin elinden senetleri alıp, yırtarlar. Tefeci normal olarak verdiği parasını günün koşullarına göre hesaplanan fiyattan geri alır, borçlu da ağır bir yükün altında ezilmeden kurtulur. Böyle bir dönemde 79 yıllarında boşalan Belediye Başkanlığı için ara seçim yapılır. Mücadelesini o dönem Devrimci yol saflarında yürüten Fikri SÖNMEZ Bağımsız Belediye Başkanlığına aday olur. Yapılan seçimde oyların yüzde 65 ini alarak seçimin galibi olur. Seçimlerde Fatsa halka şunu yapacağım bunu yapacağım diye bir vaat de bulunmamıştır. Sadece birlikte yöneteceğiz söylemini dillendirmiştir.

            İşe Mahalle Meclislerini kurmakla başlamıştır. 11 tane Mahalle Meclisi kurulur.  Mahalle meclislerinde sadece devrimciler yer almaz. Düzen partilerine oy veren hatta o partilerde aktif olan kişilerde seçilir. Artık Fatsa'nın yönetimi sadece Belediye Başkanının ve Belediye Meclisinin değil mahallerdeki halkın doğrudan katılımı ile oluşan Mahalle Komiteleri'nin de sorumluluğundadır. Belediye Meclisinin toplantılarında Mahalle Komitelerinin kararları Belediye Meclisinin de onayından geçirilerek halk meclislerinin meşru kararları yasal statüye kavuşturulur.  Üstelik Belediye Meclisi toplantıları şehrin hoparlörlerinden halka naklen duyurulur.

            Fatsa'nın yoları çamur içinde, belediyenin kasası tam takır. Çamura son kampanyası düzenlenir. Elde araç gereç yok. Çevre ilçelerin hurdaya atılmış makineleri alınıp, gönüllü mühendisler ve teknik elemanlar ile işler hale getirilir. Halkta bu kampanyaya elindeki kazma kürek ile katılır. Kadınlarda bu kampanyaya katılan erkeklere yemek çay ikram ederek işlerinin kolaylaşmasını ve moral olmasını sağlarlar. Kampanyanın beşinci günü ilçede çamurlu sokak kalmaz. 12 Eylül yönetimi asfaltlanmış ilçe sokaklarını göstererek işte Komünistler propaganda yapmak için Fatsa'yı bu hale getirdiler der.

            Eğer bugün Fatsa örnek alınarak Antalya da İzmir de Malatya da Sivas Divriği de Erzincan da Hopa da Dikili de Türkiye'nin birçok yerinde doğrudan demokrasi halkın kendi kendini yönetmesi hedef alınıyorsa bu anlayışın Fatsa da başarıya ulaşmasındandır. Terzi Fikri'nin gerçekleşen başarısı yöneten-yönetilen ayrımının kalkması yönündeki sürecin başlangıcıdır.

            Mahalle Komiteleri sadece belediyenin yol, su gibi sorunlarını çözmek için kararlar almakla yetinmezler. Fatsa da Adaletli ve eşitlikçi bir yönetim anlayışını uygularlar. Bu konuya da gelecek yazıda değineceğim.

2 Şubat 2009 Pazartesi

AKHİSAR'IMIZIN EKONOMİK GELİŞİMİ KRİZ 3


AKHİSAR'IMIZIN EKONOMİK GELİŞİMİ KRİZ 3

            İlçemizde cumhuriyetin ilk yıllarında tüm ülkede olduğu gibi Pazar için üretim zayıftı. Akhisar’ımızda yaygın olan mülkiyet küçük toprak mülkiyetiydi. Toprak ağalığı istisnai bir durumdu. Genellikle halk buğday, mısır gibi ürünleri yıllık ihtiyacı için eker fazlasını da satarak şeker, gaz gibi ihtiyaç maddeleri için gelir elde ederdi. Büyük toprak sahipleri veya kendi toprağını ekemeyen (bu yıllarda erkekler savaşta çok öldüğü için üretim ilkel araçlarla zor yapılıyordu.) köylüler arazilerini yarıcılık yapacak topraksız veya az topraklı köylülere verirlerdi.
            Pazar için üretilen esas ürün tütün, pamuk gibi endüstriyel bitkilerdi.
            Mustafa Kemal Atatürk’ün önerisiyle Reşat beyin önderliği ile 1924 yılında Akhisar da yeni hamamın arkasında Tütüncüler banksı kurulur. Banka üreticilere destek kredileri vererek ilçemizin önemli bir tütün merkezi haline gelmesinde büyük rol oynamıştır. Yine Atatürk’ün direktifiyle 1. Tütün kongresi Akhisar’ımızda yapılmış, ülkemizin üretici delegeleri aldıkları kararlar ve uygulamalarıyla tütüncülüğümüz gelişmiştir.
            Akhisar’ımızda bildiğimiz kadarıyla bu yıllarda fabrika yok. 1960’lı yıllarda önce Dağcıoğlu sonra Örücüler kiremit fabrikaları kuruluyor. 1970‘li yıllarda Keskinoğlu tavuk çiftliği kuruluyor. 1980’li yıllarda Özal’ın politikaları ile kredilerle Keskinoğlu Türkiye’nin en büyük tavuk işletmeleri haline geliyor. Sanayi sitesinde ise pulluk, demir, tanker, marangoz, atölyeleri gibi küçük işletmeler.
            Akhisar’ımızda tütün üretimi 70-80’li yıllarda esas geçim kaynağı olmuştur. İlçemizin esnafı da zanaatkâr da tütüncülüğün gelişmesiyle palazlanabilmiştir. Yaprak tütün işletmesi, tüccarların tütün depoları önemli istihdam kaynağı olmuştur. Tütüncülüğün başlıca geçim kaynağı olmaktan çıkması ve köyden kente göçün hızlanması sonucu, kentimizdeki 90’lı yılların sonlarına doğru kurulan Graniser Seramik Fabrikası, Sakız Fabrikası, Rakı Fabrikası işsiz kalanları emememiştir.
            Pekiyi, tütüncülük neden bitme noktasına geldi? 1989 yılında Özal hükümeti Merkez Bankasının Tekele verdiği REESKONT kredisini kesmeye karar verir. Bu yıllarda yayın yapan Akhisar Gündem Gazetesi bu durumu “Tekelin muslukları kapatıldı.” Haber ve yorumu ile verir. Tekelin özelleşmesine giden yol böylece açılmıştır. Artık Tekel ödeyebileceği kadar tütün alacak ona göre fiyat belirlenecek. Kasım aylarında alınan bu karardan sonra hükümet tütün piyasasının açılışını yılan hikâyesine çevirmiştir. Üreticiler akşam haberlerinde tütün piyasası yarın açılacak diye hükümetin açıklamasına inanarak Akhisar’a geliyor. Ne var ki sabah karar değişiyor. Piyasa ileriki bir tarihe erteleniyor.
            3-4 kez köylüler hükümetin bu yalpalaması dolayısıyla şehir merkezine, Tekelin önüne gelip ertelendiğini duyup evlerine dönüyorlar. 1990 12 Şubat günü Tekelden sorumlu bakan Ekrem PAKDEMİRLİ halkın önüne çıkmaktan kaçarak, basın toplantısıyla İzmir de tütün piyasasını açıklamıştır. Hâlbuki geleneksel olarak Ege Tütün Piyasası İzmir de Cumaovası GÂVURKÖY de halkın önünde, akabinde Akhisar’da tütün üreticilerinin önünde Bakan tarafından halka duyurulurdu.
            1990 12 Şubat günü hükümetin değişen alım politikası paralelinde Akhisar Tekel önün de açıklanan tütün fiyatlarına tütün üreticisi adeta isyan etmiştir.  Sinirleri gerilen halk protesto ederek İSTANBUL-İZMİR yoluna doğru yürüyüşe geçiyor. Yaprak tütün işletmesinin önüne kadar ilerleyen halk burada yolu işgal ediyor. Garnizon komutanı oraya geliyor. Halkı yumuşatıp yolun açılması için konuşma yapıyor. Bakın Manisa milletvekilimiz Ümit CANUYAR sizlere hitap edecek diyor. Ümit CANUYAR  (DYP MİLLETVEKİLİ) “Siz haklısınız ama” ülkenin koşulları falan filan… Devam ederken bir üretici şöyle sesleniyor. (Bu üreticiyi halk havaya kaldırıyor.) Arkadaşlar soralım CANUYAR’A “Mecliste tütün fiyatları üreticilerin de içinde bulunduğu bir komisyon tarafından belirlensin kalite belirlemeleri de üretici temsilcililerinin bulunduğu komisyonca, yapılsın. Neden bu tür önergeler vermemiş. Şimdi burada biz konuşuyoruz üreten biziz yönetende biz olacağız. “ binlerce üreticinin haykırdığı bir slogan inim inim inletti tüm Akhisar’ı. Akşam saatlerine doğru Demir Yolu trafiği yeniden kapatılır. Polisin şehir merkezinde şiddete başvurmasıyla tütün üreticileriyle çatışma çıkar. Tüccar-Yazıhaneleri kırıldı-döküldü. Ekrem BAKDEMİRLİ olayları çıkaranlar anarşistler… Diye açıklama yapar. 30-40 kişi gözaltına alınır. Kısa sürede olsa bu üreticiler tutuklanır. Ama hepside beraat eder. İşte Özal hükümeti üreticiye böyle bir darbe vururken diğer taraftan yabancı sigaraların ülkede satışına daha sonrada ülkemizde üretilmesine olanak sağlar ve kararlar alarak uygulanmasına başlanır.
            1997 yılında da Maltepe, Samsun, Yeniharman gibi sigaraların isim hakkını British American Tobacco (BAT) firmasına, Akhisar sigara fabrikasıyla beraber satışına öngören bir anlaşma yapar. Bu anlaşma uyarınca tekelin sigara markalarını alan BAT yedi yıl bu markaları 100%100 Türk tütününden üretecek ama daha sonra bu zorunluluktan kurtulacaktı. Yani BAT ülkemizde tütünün beşiği olan ilçemize yuvalanacak Türk tütününden imal edilen sigaraları da yok edecekti. İşte Neo-liberalizm denilen ekonomik politikanın ülkemizde ilk uygulayıcısı Özal eliyle iç Pazarın yabancı tekellerin eline geçmesi böyle olacaktı.  İlçemizde üreticilerin bir araya gelmesiyle (Akhisar ve Soma) 10 bin civarında imza toplanmış,  üretici temsilcileri ile birlikte bu imzalar meclise teslim edilmiş,  bu girişim sonucu Özal hükümetinin satış politikası engellenmiştir.
            Neo-liberal politikalar emperyalizmin hâkimiyeti ve baskılarıyla (IMF, DÜNYA BANKASI) gibi kurumların direktifleri ile TEKEL’İN teknolojik gelişmesi, kadro istihdamı engellenerek zayıflatılıp zarar ediyor. Satalım dedirtmek için ne gerekiyorsa yaptılar. Ama yine de Tekelin kâr getiren kuruluş olmasını engelleyemediler.
            Üreticiler zaman zaman çıkışları ile tütüncülüğümüzün ömrünü uzatmışlar ama 15 Eylül 2002 de 150-200 civarında üretici temsilciliği ile yapılan üretici kurultayı ve cılız mücadeleler güçlü bir direnişe dönüşemediğinden Tekel BAT’IN eline AKP eliyle teslim edildi. Tütün piyasası artık iki elimizin parmaklarının sayısını geçmeyen firmalarca belirleniyor. Fiyatı sözleşme dayatmaları ile bir yıl önceden belirleniyor. Üretici kendi tarlasında Amerikan, Japon, İngiliz firmalarının kölesi oluyor. Tütünden geleceğini kuramayan gençlerimiz sigortalı bir iş peşine düşüyor ama nafile. Bir sanayi şehri olamayan kentle ticaret nasıl olur? Bir ara 1000-1500 civarında penye atölyesi kuruldu. Ama bunlardan da çok azı ayakta kaldı. Ya bakkallar? Marketlerde kredi kartı alışverişi, her türlü malı bulundurmaları nedeniyle bakkal amcalara hatta onlara toptancılık yapan alışveriş merkezlerine de darbe vurdu. Marketler sadece bakkalları değil kasapları da, temizlik maddesi satan esnafı da vurdu. İşte bu doymak bilmeyen kâr hırsları (Tekelci sermaye) halkın alım gücünü düşürerek kendi sonlarını da hazırlıyorlar. Fakirleşen halk alışveriş yapamayınca piyasa kilitleniyor. Fabrikalar işçi çıkarıyor. Bankalar kredi vermekte çekingen davranıyor. Ekonomik hayatta da sosyal hayatta da çürüme at başı gidiyor.
            TÜSİAD gibi kuruluşlar işini kaybeden, toprağını kaybeden, evine ekmek götüremeyen binlerce, milyonlarca yoksulun bu duruma gelmesini sanki kendileri hazırlamamış da daha işçilerin İŞSİZLİK FONUNDA Kİ paralarına göz diktiler. Dün SOSYAL SİGORTALAR KURUMUNUN kaynaklarını ucuz kredi olarak kullandıkları gibi bu gün de işsizlik fonundan işsiz vatandaşlar yararlanması gerekirken 33 milyar doları nasıl kullanmalarına izin verilir? Bu kötü gidişe dur diyecek bir potansiyelin varlığına inanıyorum. Yeter ki insanlığımızdan vazgeçmeyelim. Yeter ki en kötü günlerimizde bile umudumuzu kaybetmeyelim. Birlik ve dayanışma ile yaşamayı öğrenelim. Unutmayalım her kötü gidiş iyiye çevrilebilir. Yeter ki AKIL VE BİLİMSELLİKTEN kopmayalım.