24 Mart 2012 Cumartesi

4+4+4 Eğitim Sisteminde Kullanılan Üç Kesim


4+4+4 Eğitim Sisteminde Kullanılan Üç Kesim



Kürtler-Meslek okulları (çırak-kalfa) ve her zaman siyasete malzeme olarak kullanılan (din-türban) İmam Hatipler.
Ana dilde eğitim haktır. İkinci Dünya Savaşı sonrası çıkan “İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi”ni tüm dünya ülkeleri imza atarak kabul etti. Vazgeçilmez ve tüm devletlerin halkları için iki ana temel görevi var: Biri sağlık hakkı, diğeri de ana dilde eğitim hakkı. Uluslararası sözleşme gereği halkların bu tür istekleri devletler tarafından verilmelidir. Ülkemizde bu tür hakların verilmediği için sürekli sorun yaşamaktayız. AKP 4+4+4 kademeli eğitim sistemini getirirken, her şeyde olduğu gibi bunu da oldubittiye getirmek istiyor. Özellikle üç kesim bu konuda kullanılıyor. Kürtler-meslek okulları(çırak-kalfa) ve her zaman siyasete malzeme olan (din türban) imam hatipler. Kürtlere; siz 4 yıl sonrası Kürtçe eğitim hakkı verilmeli diyorlar. Kendilerine soruldu mu? Hayır. Meslek okulları (çırak kalfalar) bu konuda kullanılıyor. Asıl amaç; İmam Hatip okullarına hayatın önemli dönemecinde, cemaat-tarikatların güdümünde olan kırsal kesimi karanlığa, çağdışı eğitime sürüklemek. Peki, hala bu ülkede suni inanç eğitimin önünde engel var mı? Hayır. Nedir o zaman bu oyun? Yapılan anlamsız yaygaraya karşı çıkılsın, din düşmanı gösterilsin oyunudur. Çok fazla bu konuya girmek istemiyorum.
 EĞİTİME ALAYLILIKTAN DOĞRU BAKIŞ AÇISI
Bu konuya mesleğim esnaf ve sanatkârlık (çırak kalfa) olduğu için alanımdan doğru dâhil olmak istedim. Öncelikle baba ve çırak, kalfa, usta, kategorilerinden geçmiş olduğumdan; yaşayarak eğitimin-öğrenimin içinden geldiğimi düşünüyorum.Bu eğitim-öğrenim bildiğimiz mektepler değil, bunun adı alaylılık (pratikten). Yaşayarak öğrenilmiş; deneme yanılma yöntemlerini sürekli yaşayan biri olarak, bilgim doğrultusunda katkı sunmak istiyorum.
 TEMEL EĞİTİM AİLEDEN BAŞLAR.
Temel eğitim daha doğmadan önceki haftalardan itibaren ailede etrafındaki gelişmeleri algılamayla başlar. Doğduktan sonraki günlerde altı yaşına kadar algılamanın sürdüğünü ve sonraki aşamalarda da alışkanlıklarımızı ediniyoruz. Uluslararası anlaşmaya göre eğitimi okul öncesi bir yıl, sonraki aşamasını da zorunlu sekiz yıl olarak savunmalıyız. Araştırmalarıma göre dünyada eğitim sistemi olarak örnek ülkelerin başında gelen “Finlandiya” dünyanın en ileri gelen eğitim sistemine sahiptir. Orada uygulanan eğitim sistemi zorunlu olmak üzere dokuz yıldır.
            ESNAFLARIMIZ ARA ELAMAN BULAMAMA NEDENİ SEKİZ YILIK EĞİTİM DEĞİL.   
Yaşadıklarımdan yola çıkarak çıraklık dönemi eğitimi başlama yaşı 12 idi. Bastırılmış duygu ve özlemlerle dolu çocukluk dönemlerimiz var. Sokakta oyun çocuğunu alıkoyarak üzerinden kazanç elde etme mantığını devletin eğitim sisteminin sorumlularına sormalı-sorgulamalıyız. Mutlaka çıkacak olan yasaya karşı çıkmalıyız. Bu anlayış insanın bilimsel eğitimden uzaklaştıran 5–6–7–8. sınıflarının temel derslerin verildiği, buralardan koparma anlayışıdır. Sorarım bu eğitim sistemini öneren İslami sermayeye ve hükümet yetkililerine: Hangileri çocuklarını devlet-imam hatip okullarına gönderiyorlar? Cemaat-tarikat ilişkileriyle kırsal kesimin çocuklarını çok önemli dönemeçten ayırarak kendilerine biat edecek bilgiye hapsetmek istemektedirler. Belki TBMM’de engel olunmayabilinir ama mutlaka bu konuda halk muhalefeti geliştirmeli; sokak eylemleriyle bu yasaya karşı çıkmalıyız. Esnaflarımızın gelişen piyasa ekonomisi içersinde ara eleman (çırak) bulamama sıkıntısının nedeni zorunlu sekiz yılık eğitim değil. Zorunlu sekiz yılık eğitim sistemine geçmeden önce zorunlu ilkokul beş yıldı. Ortaokula gitmeyen esnaf kesiminin gelişen çağda eksikleri çoktur. Düşünün bu zorunlu eğitim 60-70’lerde hayata geçtiğini… Birçoğumuz belki ülkenin kalkınmasında ciddi roller üstlenecektik.
            ZORUNLU FELSEFE DERSİ 1980 DARBESİNDE NEDEN KALDIRILDI YERİNE ZORUNLU “NE” GETİRİLDİ
            1980 darbesi ile zaten eksik olan eğitim sistemi tamamen bitirildi. Bu konudaABD güdümlü Evren, Özal ve Gülen KARANLIK bir çığır açtılar; zorunlu FELSEFE dersleri kaldırıldı; yerine zorunlu DİN DERSLERİ getirildi. Hala tek kimlik dayatması gibi, ülkemizde tek inanç dayatması da vardı. Ülkemizin çözemediği, sürekli sorunlar yumağına dönen iki çok önemli sorununun temeli yanlış uygulanan eğitim sistemimizdir. Benim karşı çıkma nedenim, suni din inancına ve Türkçe eğitime karşı çıkmak değil. Karşı çıktığım: tek kimlik ve inancın diğer kimliklere dayatılması ve farklı inançlara haklarının verilmemesi, her inanca ve kimliğe eşit mesafede durulmaması, bunların devletin üzerinden örgütlenmesidir.
 ANA DİLDE EĞİTİM EVRENSEL BİR HAKTIR TEMELDEN VERİLMELİDİR.   
Sonuç olarak 1.-2. paylaşım savaşlarından sonra ihtiyaç duyulan insan hakları evrensel bildirgesine koyulan imzaya sahip çıkılarak, ana dilde eğitimin önü, sonradan değil; temelden açılmalı. Esnaf ve sanatkârlar için ara eleman sorunu çıraklık mesleki eğitim kapatılarak, hali hazırda var olan açık mesleki eğitim bölümleri özendirilmeli. İlk yıl genel sonraki üç yıl zaten var olan haftada iki gün yüz yüze torik-pratik eğitim sistemine geçilmelidir.

Yazının sözü: Bir ulusun değeri, o ulusu meydana getiren bireylerin değeriyle ölçülür. JOHN STUART MILL 

19 Mart 2012 Pazartesi

Esnaf Kefalet Adayları: “Aslan Yattığı Yerden Beli Olur.”


Esnaf Kefalet Adayları: “Aslan Yattığı Yerden Beli Olur.”

Esnaf Sanatkârlar Kredi ve Kefalet Kooperatifi (ESKKK) Seçimi yoğun bir çalışma içersin de geçiyor. Neden acaba? Küçük esnafa ne faydası var da bütün oda başkanları ve yönetimleri gece gündüz çalışıyorlar?
1- iktidar hırsı
2- Rant
3- ESKKK başka yerlere tırmanmak için basamak olarak kullanılan yer mi?
Üçüncü sorudan yola çıkarak soruyorum. İyi de gecesini gündüzüne katanlar hiç dönüp de arkalarına bakmışlar mı? Yaslandıkları, yattıkları yerler ne âlemde? Hani bir söz vardır; ASLAN YATTIĞI YERDEN BELLİ OLUR. Belli belli ne olduğunuz. Üyelerinizin yüzde sekseni kötü durumda yüzde yirmisi de bocalama içinde. Neden mi? Hani hiç üyeleriniz için çalışma yapmadığınız zincir mağazaların-marketlerin gazabı içersindeler ondan. Sizler ne peşindesiniz?  ESKKK baş-yönetici olma peşindesiniz. Peki, hala küçük esnafa ne faydası var ESKKK’NIN? Hiç… Faizle para satılacak evler dükkânlar ipotek edilecek bir veya iki arkadaş kefil bulunacak sonrasında üyenizi koruyacak çalışma yapmadığınız için ödenmeyen paralardan dolayı mülksüzleştirilecek kefillerin dostlukları, arkadaşlıkları bozulacak. Kimdir bunun sebebi? Maalesef sizlersiniz. Bu ne hırs bu ne mücadele… Dönün kendinize aynada bir bakın bakalım, doğru olmayan sözlerle işgâl ettiğiniz yere ne faydanız var? Üzerine bastığınız odalarınızdan destek istiyorsunuz. 
1- İktidar hırsı
         
Bakınız Sayın Akhisar’ımızın küçük esnaf başkanları-yöneticileri. İktidar (koltuk) paylaşılmasa, kendiniz de tekelleşirse, buda sizi en yakınınızla dostluğunuzu bozar. Sürekli şüphe duyarsınız acaba ne zaman kazık yiyeceğim diye. Bunu takip etmekten iktidarınızın size verdiği psikolojik baskı tramvaya dönüşür, aile düzeniniz bozulur, üyelerinizin işlerini bozduğunuz gibi, kendi işlerinizi de bozarsınız. Oysa kişisel egonuzu yenerseniz, iktidarı yönetiminizle paylaşır doğrudan demokrasi yöntemini üye bazına indirir, sıkıntıları paylaşırsanız; sorunları aşar hem kendiniz hem de üyeleriniz soluk alır sorunlar çözülür. Böyle devem eder ısrarcı olursanız üyelerinize zarar verir üzersiniz kendiniz de diktatör olursunuz. Bunun sonuçlarını hepiniz yaşadınız kazık attığınız-yediğiniz için yıllardır dostluklarınız alile ilişkileriniz bozuldu. YETMEZ Mİ? Bakınız, baş olmak çile olmamalı kolaylaştırıcı olmalı, mutlu etmeli sizleri hizmet verdiğiniz kişileri. Hırs yaparsanız mezarda bile rahat edemeseniz huzursuz olursunuz.
2- Rant

Rant da hırsla bağlantılı… Üç kuruş para peşinde koşarken çok kuruş kaybettiğinizi unutmayın; işinizi ve üyelerinizin işlerini takip etmediğiniz için dolaylı yoldan herkesin battığını bilin. Ayda şu an ki rakama göre altı, altı buçuk bin TL burut beş, beş buçuk bin TL net maaş almak için veya iktidar için on kişi çabalayarak hem zaman kaybı yaşıyorsunuz, ham de ekonomik sorunları çözemiyorsunuz. Kooperatif tamamı itibarıyle herkesin eşit katkı sunduğu eşit olarak da kazanç sağladığı yer olmalıdır. Sizlere eşit katkı sunanların haklarını haftada bir SALI günü bir-iki saat zaman ayırarak önünüze hazırlanan dosyalara imza atarak halk ettiğinize emin misiniz? Peki, hala bir ay sekiz saat çalışan personelinize haksızlık yapmış olmuyor musunuz? Tümünün aldığı maaşların bürütü sizlerinki gibi ancak net aldıkları sizlerin altında dört buçuk bin TL. Yılda dört ikramiye verdiğiniz çalışanlara neden duayen ustanın her zaman dile getirdiği ikramiyeleri maaşlara yansıtmıyorsunuz? Hem tazminatları hem de sigortaları yüksek ödenir emekliliklerinde yüksek maaş-tazminat alırlar. Emeğini en çok verenlerin aldığı parayla sizlerin aldığı para arasında uçurum var. Bu kooperatifin eşitlik ilkesine aykırı değil mi? 
3- ESKKK Başka Yerlere Tırmanmak İçin Basamak olarak Kullanılan Yer mi?

Başka yerlere tırmanmak için araç olarak kullandığınız oda-ESKKK kurumlarına ne yaptınız da başka yerlere sulanıyorsunuz; diye sormazlar mı adama? Kimileri odanın işlerini daha iyi yürüteyim diye üst kurumlarda veya yerel yönetimlerde görev aldılar ne yaptılar. Geçmişi kurcalarsak birçok olumsuz işin altından oda başkanları ve yöneticileri çıkar. Bir: 2009 yılında 68 TL 7 TL oda aidatının-evrakını iki katına çıkması çıkar. İki:Esnafların hafta tatili-işletme ruhsat işlerinin fiyatlarının arttırılması çıkar. Üç: Halkımızın içtiği suyun-toplanan çöpün yüksek düzeyde artırılması çıkar. Dört: Kasap halinin-karocular vs esnafının mağduriyeti çıkar. Beş: KOSGEB kredisi adı altında sertifika kursları ve sonrasında hibe kredisiyle üyelerinin sermayesinin çok üzerinde rakip-haksız rekabet yaratanlar çıkar. Altı: Son yapılan çılgın alış veriş festivalinde üç gün birinci çinko, ikici çinko ve tombala yapanlarla 2000 esnafın cirosu olacak ekonomiyi tekelcilere aktarılması ve birlikte komite çalışmasın da yer alanlar çıkar. Yedi: Büyük alış veriş merkezi için belediye mecliste çıkan plan değişikliği yasasına oy verenler çıkar. Sekiz:Yerel yönetimin esnafa yaptıklarına karşılık aferin ödülleri vermek, değirmenine su taşımak için ahi haftasında ahi evrenin ilkelerini tüm halkımıza giydirenler, sanki o ilkelerin birine sahiplermiş gibi pazarlayanlar çıkar. Dokuz: Bunlar bırakın esnaflarımızın haklarını devlete kurumlara karşı savunmayı tam aksine bunların bizzat örgütleyicisi oldular. On: Ne zaman üç aday kendi oda üyeleri için bölgesel toplantılar yapmış, ne zaman şoför, marangoz ve kahveci esnafını haksız rekabet yapmamaları için demokratik ortamlar oluşturmuştur. Çabalarını FAİZLE para satma yerine, ikişer üçer bölgelerdeki üyelerini bir araya getirmek için uğraşısında bulunsalar görevlerini yapmış olacaklar çabaları boşuna gitmemiş olacak. Örnek olsun diye günde on müşterinin beş çay içtiğini hesaplarsak elli çay yapar. Üç meslektaş rekabet etme birbirlerini bitirme yerine anlaştırılırsa oda yöneticileri tarafından 5 kuruş elliyle çarpıldığında 2,5 kuruş yapar aya çarpıldığında 75 TL yapar cebinden çıkanı da hesaplarsak dâhil olan parayla 150 TL yapar üç meslektaşla hesaplandığında 450 TL yapar. Böyle bir çalışmayı yaptığınızda faizle para satmamış olacaksınız dostluklarda bozulmam olur.     
   Sonuç, olarak nedenleri belli sonuçlar yaşıyoruz. Çözüm için tüm küçük esnaf ve sanatkârların oda başkanları ve yönetimleri, vahşi kapitalizmin saldırıları artıyor, sakın ola onların arasına girelim diye caba içinde olmayın yaptığınız iş belli zamana emeğe dayalı, raftan al sata benzemez. Bu yüzden içe dönelim şehrimizdeki tüm küçük esnaf ve sanatkârları gelişen yok etme politikalarına karşı ÖRGÜTLENELİM.                                         
Bir yerde herkes birbirine benziyorsa; orada kimse yok demektir. MICHEL FOUCAULT 

18 Mart 2012 Pazar

Çekin Elinizi 8 Mart Kadınlar Günü Kutlama Değil, Anmadır!



Çekin Elinizi 8 Mart Kadınlar Günü Kutlama Değil, Anmadır!


Her yıl 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü Mutlaka Anılmalıdır.
Ülkemizde, ilçemizde de her yıl anma etkinliklerinin yerine KUTLAMA adı altında yapılmaya başlandı. Özellikle sağ düzen ve sistem partileri-sivil toplum kuruluşları da hiç kaçırmaz oldu. Bu günü içini boşaltarak tarihini ön plana çıkarmayarak kutluyorlar. Başta AKP olmak üzere ve diğer düzen partileri çekin elinizi! Her şeyde olduğu gibi bununda doğru anılması gerekir diyenler ilçemizde 8 Mart’ın anlamını yitirmeden anma yapacaklardır. İlçemizde de bu yıl sınıf partileri ve demokratik kitle örgütleri farklı bir etkinlik-anma yapacak. 10 Mart Cumartesi günü saat 14.00’de yeni belediye önünden eski belediye önüne kadar yürüyüş yaparak farklılığı fark ettirecekler. Günümüzün en acil ihtiyacı olan Eşitlik-Özgürlük talebini daha gür bir sesle haykıracaklar. Aynı 8 Mart 1857 yılında ABD’nin New York kentinde 40 bin dokuma işçisinin başlattığı eşit işe eşit ücret ve daha iyi çalışma koşullarını talepleriyle anılacak. Ne olmuştu 1857’de grev yapan işçilere polisin müdahale etmiş işçileri fabrikaya kapatma sonucu çıkan yangında 129 tekstil işçisi kadın can vermiştir.
Sonraki aşamalarına girmeyeceğim çünkü günümüze gelene kadar hep içi boşaltıldı. Özden hareketle 8 Mart kadınlar günümüzü tekrar ele almak gerekir. Tüm kadınlar EMEKÇİDİR! En başta doğurgan olması sebebiyle 9 ay 10 gün taşıdığı yavrusunu acıyla dünyaya getiren sonra da ayakları üzerinde durmasını sağlayana kadar doyuran ve tüm ihtiyaçlarını karşılayandır. Kadın anadır, sevgilidir, yardır, güzeldir, pozitif olmalıdır; onun için üzülmemelidir. Ülkemiz de kadına verilen değer bireylerin olduğu kadar devletin de sorumluluğundadır. 24 saat 365 gün hiç durmadan çalışan kadındır. En başta mutlu ve huzurlu olası gereken de kadınlarımızdır. Ekonomik özgülüğü yoktur, işi yoksa sosyal güvencesi devlet tarafından karşılanmalıdır. Çalışan kadınların ise mutlaka bebeğine bakacak işyerin ne yasal zorunluluklar getirerek kreş ihtiyaçları karşılanmalıdır. Yaşlı annelerimiz ve ninelerimiz bebek bakma sorumluğu yoktur, yaşamın son günlerinde daha huzurlu rahat yaşamalılar. Buda devletin kadına verdiği değerle ölçülür.
Yazının sözü: 13.46 08 Mart 2010 tarihinde BİRGÜN gazetesinin forum sayfasında EYLEM BAŞAK ŞENTÜRK’ÜN yazısından bir bölüm aktarıyorum sizlere.
“Kadını, kadın yapan özgürlükçü kişiliğidir aslında. Baştan aşağı özgürlüğü temsil ederler. Her kadının içinde, yüreğinde “ Ben özgürüm! ” diye bağıran bir ses vardır. Kimisi bu sesi dışarıya yansıtır; kimisi içerisinde bastırır. Ama nasıl bir özgürlük bu bahsettiğimiz? Baştan savma bir özgürlük değil elbette. Hayat için özgürlük. Tatlı bir hayat için...”


 Ve kadınlar bizim kadınlarımız
korkunç ve mübarek elleri
ince, küçük çeneleri, kocaman gözleriyle
anamız, avradımız, yârimiz
ve sanki hiç yaşanmamış gibi ölen
ve soframızdaki yeri
öküzümüzden sonra gelen
ve dağlara kaçırıp uğrunda hapis yattığımız
ve ekinde, tütünde, odunda ve pazardaki
ve kara sabana koşulan ve ağıllarda
ışıltısında yere saplı bıçakların
oynak, ağır kalçaları ve zilleriyle bizim olan
kadınlar,
bizim kadınlarımız
şimdi ayın altında
kağnıların ve hartuçların peşinde
harman yerine kehriban başlı sap çeker gibi
aynı yürek ferahlığı,
aynı yorgun alışkanlık içindeydiler.
Ve onbeşlik şaraplenin çeliğinde
ince boyunlu çocuklar uyuyordu.
Ve ayın altında kağnılar
yürüyordu Akşehir üzerinden Afyon`a doğru.
Nazım Hikmet Ran 

16 Mart 2012 Cuma

www.akhisargozde.com İnternet Sitemize İlk Adım Atarken


www.akhisargozde.com İnternet Sitemize İlk Adım Atarken

          Yabancısı olmadığım yerel Gözde basın ailesinin tamamına dâhil oldum. Yaklaşık dört buçuk yıldır yazılı basın olan 
Gözde Gazetesi'nde yazılarım çıkıyordu. Bundan sonra www.akhisargozde.com internet sitesinde de yazılarım çıkacak. Üçlü bir çalışma halinde çalışan Gözde ailesi matbaa, gazete ve internet sitesi bir bütünün parçaları olarak hizmet veriyor. Bu yüzden çalışmalarımın daha verimli ve hızlı olacağına inandığım için burada yazmaya karar verdim. Halkları için mücadele verenlerin beklediği bir tek ilke vardır. İnsanlara eşit mesafede durmak ve eşit davranmaktır. Benim de isteğim; sansüre uğramadan eleştirel yorumlarımın ve yazılarımın yayınlaması. Halklar ve ezilenler adına mücadele edenlerin ekonomik beklentisi olmaz. Onlar tamamen toplumsal düşünürler düşünceleri-mücadeleleri halkların bir arada mutlu yaşaması içindir. Buna engel olmak isteyenler bu temelde mücadele edenlere farklı kılıflar uydururlar ama bir atasözünden yola çıkarak “doğru eğilir ama asla kırılmaz”. Doğruluğuna inandığım mücadelemi dik durarak sürdüreceğim; bundan da kimsenin şüphesi olmasın. Evet, edebiyat kolay bir meslek değil, mesleğimin (Berberlik) toplumda çok önemli bir yeri olduğunu bildiğim için edebiyat yönümü güçlendirerek psikoloji, felsefi ve sosyoekonomik yapı yönlerini de iç içe sokarak farklı bir çalışma yapmaya çalışıyorum. Dilerim bununda bana ve yaşadığım ilçe, il, ülke ve dünyaya faydası olur. Hedeflerim doğru yürüdüğüm yolda devam ediyor. 
           
            Her ayrılık bir sonrakinin başlangıcıdır. Önemli olan ayrılıklarda saygıyı ve sevgiyi yitirmemektir. Ben yaşadığım sorunları açık yüreklilikle yazdım diğer site sahibiyle başka da bir sorumum olmadı. Olduğunu iddia edenler çıkıp açıkça ifade edebilirler. Dedikodular da olabilir ama doğrusu veda yazısında yazılandır. Dileyen girip googleden okuyabilir. Yazı başlığı “VEDA! Gözle ve Yüreğimle Gördüklerimi Yazıya Döken Okuluma"

            Yazarlığa başladığımda her yıl bir sonrakinin büyüyerek devamı oldu. En son hedef koyduğumda her hafta yazı yazmaya çalışacağım demiştim, sebebi ise gündemi kaçırmadan yakalamak ve yazmaktı. Son on beş günde yazdığım yazılara bakıldığında gündemin önüne geçtiğimi gördüm. Bu yüzden da hedefi büyüterek ayda altı yazı yazacağım; yani beş günde bir yazı, biri yerel ve genel gündemleri kısa yazmak, diğeri de derinlemesine içerikli yazı yazmak. Bu çabamı görenlerin sorduğu bir soruya (nasıl zaman buluyorsun) buradan cevap vermek istiyorum. Eğer siz işinizi severek ve inanarak yapıyorsanız zaman yaratırsınız. Tabi bunun için iki tembelliğinizi terk etmeniz gerekiyor; zihinsel ve bedensel tembelliğinizi.
 
Evet,  www.akhisargozde.com  ve yazılı basını hoşbulduk.Güzel günler göreceğiz çocuklar-arkadaşlar hepimize başarılar.

10 Mart 2012 Cumartesi

VEDA! Gözle ve Yüreğimle Gördüklerimi Yazıya Döken Okuluma


VEDA! Gözle ve Yüreğimle Gördüklerimi Yazıya Döken Okuluma  

İlk yazım’ı 17.08.2007 günü yazdım, son yazımdan bir öncesi başlangıç ve bitiş hedefini buldu ve bu sitede bundan sonra yazmayacağım. Ben yazmaya başladığımda küçük esnaf ve sanatkârlarımızın zarar göreceğini, dünya çapında ki sömürü ideolojinin Neo-liberal (uluslar arası sermayenin serbest dolaşımı) politikalarını saldırısı uğrayacağının işaretlerini almıştım. Mutlaka bu alanda bir şeyler yapmak gerektiğini düşünerek yazı yazmaya başladım. “Neo-liberal Ekonomik Saldırıda Ayakta Kalmaya Çalışan Esnaflar” Bir öncekide yazımda “Festival Akhisar’a ne getirdi ne götürdü?” Ve Neo-liberalizmi vahşi saldırısına bir cevapla bitti.
Hedefleri olan bir işin sonuçları mutlu eder insanı. Çok mutlu dört buçuk yıl geçirdim, az çamlar devirmedik (teknik hatalarımızdan dolayı af ola) her yıl bir diğerinden daha güçlü oldu. O güç çok büyüdü ilçe, il ve ülke çapında değer buldu. Kimileri yararlandı kimileride zarar gördü. Gerek sosyal, gerek toplumsal, gerek ekonomik ve gerekse siyasi düzeyde kavram kargaşasını yaratanlara ilkeli duruş göstererek yön verdiğime inanıyorum. Kimsenin, nerede durması gerektiğini bilmeden sürüp giden bir yaşama müdahale ederek ters düz etmeye çalıştım. Az-uz giderken çıt yoktu, düz giderken biraz hızlanınca-dokununca cıyyyyaklama sesleri geldi. Dur be kardeşim elbette birileri dur diyecekti bu gidişata. Yaşadığım şehirde dik durarak ilkeli devrimci mücadele vererek kazandığım kalıcı ilişkilerimle kredimi kullanarak misyon üstlenmem gerektiğini düşündüm. Omuz vermeden destekte bulunmayanların eleştirilerini dikkate almadım; yapıcı katıcı ve motife edici eleştirileri dinledim, haklı olduklarımı savundum nereden baktığımı söyledim, ikna edildiysem de kabul ettim. Gerektiğinde de özür diledim. Ama eleştirene karşı bir kıstasım vardı; günlük yaşantısında ne kadar örnek biriydi diye de önemsedim söylemle eylemi bir birini tutmuyorsa assıtır da dedim, süslü-teorik söylem değildir; eylem-pratiktir gerçekler.

KAMUSAL BİR GÖREV OLAN YEREL BASIN ETİK DEĞERLERİNE DİKKAT ETMEK

Kendi kendine gelişen yerel basında yaklaşık 7–8 yıldır eleştirmen yorumculuk görevi üstlendim. Kamuoyuna yansıyan haberlerin ne kadar gerçeği yansıttığını irdeledim. Farklı gözlerle de bakılacağını örnekler göstererek kanıtladım. Gerçeği buldum araştırdım ve yazdım. Birileri rahatsız oldu birileri işime çomak sokuyorsun dedi. Bende halkları kandırmanın bir bedeli olacağını, bu bedeli kandıranlar ödemesi gerektiğini çıkardım ortaya. Bizler ilkeli duruş göstererek bedeli ödedik, siz ilkesizler de ödeyin dedim. MASKELERİ DÜŞÜRMEKTEN DE HİÇ GERİ DURMADIM!

KÖŞE YAZARLIĞINI BIRAKMAYA GELEN AŞAMALAR! 

Eleştirel yorumculuğum bana köşe yazarlığı cesareti verdi. Dört buçuk yıldır da köşe yazarlığı yaptım ve bu sitede son yazımla noktalıyorum.
Gerekçeleri: Adımı soyadımı yazdığım halde yorumlarım engellendi, en önemli sorunlardan biri buydu. Site sorumlusuna defalarca söyledim kimi zaman engel olmadı, kimi zaman engeller çıkardı karşıma. Kimi zamanda rumuzun göründü ve hakaret küfür aşağılayıcı yorum yapmayın diye engel çıktı karşıma. Bu engelin doğru olmadığını onaylayamayacaksanız hiç değilse sil dedim; ben sitenin köşe yazarı olduğumu bu tümden siteye zarar vereceğini söyledim. Bir diğer sorun ise; sitede köşe yazarlarına iki reklâm sütunu kadar yer ayrılmadı. Yazarların başlıkları mutlaka okunmalı dedim, site açıldığında en son gönderenin gündemde olmasının doğru olmadığını mutlaka yeni bir sistemin olmasını istedim olmadı. Kopma noktasına gelen sorun; geçtiğimiz günlerde hakkımda şahitli ispatlı yaratılan “DEDİKODU”.
  
KOSGEB yetkililerinin hakkım da yalan iftira atarak şikâyet ettiğime yönelik suçlama yapmalar. Bu konuyu duyar duymaz şok yaşadım aslında birazda sevindim, şehrimizde yaşanan diğer dedikodular gibi değildi; çünkü söylenen yer belli söylenen kişi belliydi. Hakkımda söylenenlerin doğru olmadığını belirten basın açıklaması yapmam gerektiğini yakınımda ki bağlı bulunduğum siyasi partime ve aileme danışarak karar verdim. Akhisar da yerel basın olan tüm yazılı ve görsel basın mensuplarına giderek böyle bir basın açıklaması yapacağımı söyledim. İlk gittiğim yer halliyle yıllardır yazı yazdığım ve sorunlara da neden olan yazılarımın çıktığı akhisarhaber.com oldu. Diğer ücretli çalışanımız olan Kenan Molla ile görüştüm basın mensubu arkadaşım ben böyle bir basın açıklamasını yayınlamam dedi. Ben yukarıda ki gerekçelerimi sundum ciddi bir dirençle karşılaştım. Ve sorunun diğer site sahibiyle görüşmek üzere büyütmedim. Site sahibiyle de sorunu aşamayınca tekrar çalışmalarımı gözden geçirdim. Diğer yerel basından basın açıklamamı yaptım. Tekrar Kenan Molla’yla görüştüm hâla direnç gösterdiğini sorun aşılmaz bir halalınca da diğer site sahibi gelerek tekrar konuyu konuştuk. Site sahibinin çaresiz konumu karşısında tüm söylenenleri boşuna olduğunu ve karşılıklı saygı çerçevesinde helalleşerek noktaladık. Benim tekrar ısrarcı olmamamın sebebi Kenan Molla’nın bana “SEN KİMSİN” basın açıklaması yapacaksın sözü oldu. Bu söz beni çok kırdı çünkü benim kim olduğumu kendisi çok iyi bilen biriydi. Sen kimsinden kastı neydi bilmiyorum. Belki kişilere bakış açısı farklı olabilir; ama benim kendisinin tam yirmi yıllık berberi olduğumu ve akhisarhaber.com un üçüncü gücü olduğumu sitemizin hücrelerine kadar işlemiş biriydim. Son dört yazımın 2000 üzerinde okunduğunu isterse görebilir. Hem de F5’e tenezzül etmeden ve her hafta da 1000–1200 kişiye mesaj atan siteye girici kazandıran en önemlisi de ekonomik açıdan karşılıksız emekçisi olduğumu sanırım unuttu.  



Sonuç olarak akhisarhaber.com benim gözle ve yüreğimle gördüklerimi yazıya dökme de ve kendimi geliştirmemde en önemli okulum oldu. Bu yüzden de sahibi olan Pınar-Barış Gezici eşlere ve Kenan Molla’ya bana dört buçuk yıldır bu imkânı verdiklerinden dolayı TEŞEKKÜRLER! HOŞÇA KALIN!
Not: Yazarlık yapanlar mutlaka ideolojik bir temele dayanmalı, benimde temelimi sağlamlaştıran başta Mahir-Hüseyin-Ulaş ve sonraki çizgisini devam ettiren teorinin hala savunucularına teşekkürü bir borç bilirim. Günlük beslenmemi sağlayan sosyal, toplumsal, ekonomik ve siyasi güç olan BirGün gazetesine, yeniden devrim sitesinin yazarlarına ve AnasayfaMuhalefet sitesine de ayrıca teşekkür ederim. Sosyalist devrimci mücadeleyi veren karşılıksız çalışan tüm basın emekçilerine selam olsun.

Derin felsefi sözler: 

Boş bir çuvalın dik durması zordur. BENJAMİN FRANKLİN
Kendini sonsuz küçültmek ya da sonsuz küçük olmak, Birincisi mükemmellik yani eylemsizliktir; İkincisi başlangıç yani eylemdir. FRANZ KAFKA
İnsanın özgürlüğü, kendisine yapılanlara karşı takındığı tavırda gizlidir. JEAN PAUL SARTRE
Doğru yaşam; ne zaman başlar ki bu? Kaçılır mı yoksa geçip gidilir mi? ROSA LUXEMBURG
Kaybettim sandıkların, kurtulduklarındır belki. Unutma, kimi gittiği yeri mutlu eder, kimi terk ettiği yeri. OSCAR WILDE

28 Şubat 2012 Salı

Festival Akhisar’a ne getirdi ne götürdü


Festival Akhisar’a ne getirdi ne götürdü

Kurulan Kumpas ve Ablukaya Karşı Gerçek Anlamda Donkişotluk Yapmak
Demokrasimizin gelişmesine festivallerin katkısı var mıdır? Mutlaka vardır. Ama festivalin kimin adına olduğu çok önemlidir. Demokrasi kavramını Yunanlıların bulduğu ve yerinin de meydanlar ve sokaklar olduğu bir kavramdır. Meydanlar ve sokaklarımız kültürel alışverişi, sosyalleşmeyi beraberinde getirir ve çoğulculuk kültürümüz artar. Yerelimizde yapılan festival kültürel gelişmeyi ön plana çıkararak sağlanmalıydı. Festivallerin bir diğer amacı da farklı ülke, il ve ilçelerden kültürel alışverişin sağlanmasıdır. İlçemizde yapılan festivalin çalma festival olması kötü. Ve bunun da tüketime israfa özendiriciliği doğru değil. Profesyonel açgözlüler için ilçe ekonomimizi yönlendirmek de olmamalıydı. 27–28–29 Ocak tarihlerinde yapılan budur. Eh arkadaş yanlışları olabilir bir dahaki yıla doğrusunu yaparız. İyide arkadaşım atı alan Üsküdar’ı geçti. Bu yapılan festivalden dört zincir mağazaların götürdüğü üç günde 400–500 bin (400–500 milyar-yarım trilyon) civarıdır. Tek tek gezerek sordum öğrendim. Tabi ki yerli tekellerinin de kazancı vardır. Bizlerin karşı çıktığı sermayenin yerlisi yabancısı fark etmez tekelden yapılan sosyal, toplumsal, ekonomik ve siyasi baskı zorbalıktır. 
Paranın dini, imanı ve kimliği yoktur. BU YAPILAN KAPTALİZMİN VAHŞİ SALDIRISIDIR! Bunun da yolları halk hizmet vermesi gereken belediye kurumunun üzerinden yapılmasıdır. Ne her yıl yapılan Çağlak festivali halk içindir. Ne de geçtiğimiz günlerde yapılan ve adına da ÇILGIN ALIŞVERİŞ FESTİVALİ konulan İzmir’in Alsancak (Ege Bölgemizin büyük burjuva sınıfının çaldıkları paraların harcadığı yer) semtinden çalınan bir model yani ÇAKMA alınan yer belli hırsız semt haram yiyen semt ve ilçemize yansıması da aynı olmuştur. Belediyemiz yönetimi aynı seçim dönemindeki gibi çılgınca harcamaları yine yapıyor. Esnaftan gelen muhalefet sıkıntıya sokacak olmalı ki bu tür arayışlar içerisindeler. Bu arayışları da yanlış yapmalarına sebep oluyor. Doğru yapma şansları da yoktur. Halk dilinde bir deyim var, Allah belanızı verdi. Vallahi hiç kusura bakmayın bu deyim doğru, ben bu çıkışınızla, kendime çok kanallar buldum, artık bundan sonra ömrünüz vefa etmez… Çünkü yaşadığımız sorunların temeli ideolojiktir.
TÜM DÜNYAYA GİYDİRİLEN EKONOMİK MODELİN ÜLKEMİZ’DE BAŞLANGIÇ TARİHİ. 
Serbest piyasa ekonomisinin başlangıç tarihin de 24 Ocak 1980 kararları ve darbe sonrasıdır. O günden bugüne gelen süreç mevcut iktidarın işbaşına gelmeden önce de devam eden 2001 krizi ve kararlarıyla da pekişen Neo-liberal (uluslar arası sermayenin serbest dolaşımı) politikaların kararlarının alındığı ve uluslar arası saldır dönemin başlangıcıdır. Kurulan AKP yereliyle-geneliyle top yekûn bu doğrultuda hareket ettirilmiştir. 2007 yılında başlayan dünya krizi dünya ve ülke sermayesinin kamusal kurumların destekleriyle kurtulmaya çalışıldı. ABD de başlayan sermayenin desteklenmesi ülkemizde de aynı doğrultuda devam etti. 2009 krizinde AKP iktidarının yerli-yabancı sermaye için aldığı üç önemli kararla bir yıl içinde 100 milyar dolar kapitalistlerin kasasına aktarıldı. Eldeki stoklar eritilmesi için 0 KDV, sözüm ona işçi çıkarılmasın diye SSK primlerinin devlet tarafından karşılanması, IMF ve diğer nakiti olanlara faiz. Emek cephesi (işçi sınıfı, küçük üretici ve küçük esnaf) ne kazandı? Daha çok sıkıntı, daha çok işsizlik, çok güvencesizlik ve daha çok geleceksizlik. Konuyu fazla dağıtmadan gelelim festivale.
Böyle top yekûn vahşi kapitalist saldırı nasıl hazırlandı? Yerelimiz ulusal ve diğer yerel basın hariç yalnız yazı yazdığım sitemizde on dokuz haber yapıldı. İki köşe yazarımızdan destek yazısı geldi.  Akhisar’ımızda yerel site ve yazılı basın sayısı 8 bunları 19 ile çarparsak 152 haber yapar. Ben de bunlara karşı roman kahramanı olan Donkişotluk yaptım. Ama Donkişot hayaldi ben ise gerçek mücadelemi verdim. “Sen ne yaptın?” diye sorarsanız bu kurulan kumpası ve ablukayı dağıtmak için 18 Ocak’ta başlanan bu hazırlığa yapılan tüm haberlerin altına yorum yazdım, karşı çıktım ve tartışma başlattım. 24 Ocak tarihinde bir köşe yazısı hazırladım. Ve hemen ertesi gün ve sonraki günlerde çok miktarda gazeteyi esnafa-halka dağıttım. Bedenen yoruldum ama zihnim dinlendi ve rahatladı. Çünkü profesyonel bir orduya karşı ancak ve ancak her işini amatör ruhla yapan; ama devrimciliği profesyonelce yapan kişiler baş edebilirdi. Bu bağlamda bir önemli sözü söylemek istiyorum. Kelebek kadar bir günlük ömrüm olsa, onu da ezilenlerin örgütlülüğü için harcarım. EMEĞİM İŞÇİ EMEKÇİ HALKLARA HELAL HOŞ OLSUN! DİĞERLERİNE DE DERT OLSUN!     
ÜÇ KİŞİYE GÖNDERME             
 Sonuç olarak üç kişiye buradan gönderme yapmak istiyorum. Bir küçük esnaf odası başkanı ve festival de görev alan komite üyesi Ruhşen Üren çok çaba gösterdiniz küçük esnafların-Akhisar halkının birkaç ayda harcayacağı parayı üç günde zincir mağazalara HORTUMLATMAK için. Sonrada bu kadar saldırı yetmiyormuş gibi yapılanları olgunlaştırmak için adam topladınız KRALA saygı ve teşekkür için belediyeye taşıdınız.
Merkez çarşıdan birkaç esnaf ve 14 sokak Tahirün caddesinden de birkaç esnaf ve 16–12–17–19- sokaklar mıdır? Akhisar temsil edenler 5 000 x 4 = 20 000 kişi taşıyabilirsiniz oraya kadar benim açımdan sorun yok. Bakın bilmiyorsunuzdur öğrenin gitmediğiniz bilmediğiniz bu şehirde 882 adet sokak var. Eh artık bundan sonra işlerin kötü gidişinin hesabını halka, kıyı ve pazarcı esnafınıza verirsiniz. Ben daha öncede söylemiştim dönekler gittikleri yeri benimsemese de oranın başarılı olması için gece gündüz çalışırlar. Çünkü tökezlediklerinde, geriye döndüğünde yüzüne bakacak kişi bırakmamıştır. Ama şunu da bilin artık oralardan pes edip bizlere doğru dönenler var. İki toplum mühendisliğine soyunan Hipokrat yeminli Gökhan Gürel insanlar yaşadığı gibi bakar dünyaya, onun için durduğunuz yerden de bakılabilinir ama köşe yazarlığı yaptığınızı unutmayın. Objektif bakış açısı nedir biliyor musunuz 5000 x 4 = 20 000 ile 20 000 x 4 = 80 000’dir. Peki, hala eşitsizlik var, sizce nasıl bakılması gerekir. Che Guavera ilaçlar mı mermiler mi tercihini yaptıktan sonra efsaneleşti. O dönem koşullar onu gerektiriyordu; öyle olun demiyorum. Ama işinizin yanında memleket meseleleriyle de ilgiliyim diyorsanız kaleminizi daha geniş yelpazeyi mutlu etmek için kullanabilirsiniz; kalem sivrildikçe sıkıntılar çözümü anlam kazanır. Üç diğer toplum mühendisliğine soyunan Bahadır Yenişehirlioğlu insanlar yaşadığı gibi bakar dünyaya onun için durduğunuz yerden bakılabilinir ama köşe yazarlığı yaptığınızı unutmayın. Objektif bakış açısı nedir biliyor musunuz 5000 x 4 = 20 000 ile 20 000 x 4 = 80 000’dir. Peki, hala o zaman dengesizlik var, sizce nasıl bakılması gerekir. Adalet mülkün temeli değil midir? Teraziye koyarsak hangi sınıfın dengesizdir ikisi de? Başımıza bir şeyler geldiğinde kader, kısmet ve nasip deriz. Bu oynanan oyunla birileri kaderimizi çizmiş, nasibimizi kesmiş olmuyor mu?
EMEK ÇEPESİ MÜTLAKA ÖRGÜTLENMELİ
Evet, bu arada herkesin ağzında, kaleminde, esnaf var; ne oluyor arkadaşlar? Esnaflarımız kıymete mi bindi? Bu hayra alamet değil, ya elimizden kazançlarımızı alacaklar ya da oylarımızı. He bizler de ikisine hazırlıklı (ÖRGÜTLÜ) olmalıyız bir, kazancımızı tekelcilere vermeyelim, kendi aramızda pay edelim. İki oylarımızı da kendi iktidarımız kurmak için KORUYALIM! Yaşadığımız şehir de bugüne kadar kazancımız olan sosyal kültürel bağlarımızı iyi koruyalım, koparamayacakları bağlarımız onlardır. Geçtiğim günlerde biliyorsunuz üç gün kentimizde kumar oynandı; kartlar dağıtıldı. Bir nevi tombala oyunu gibi; birinci çinko, ikinci çinko ve tombala.27–28–29 günleri. Tombala günü yalnızca iki zincir mağazanın kazancı 240 bin TL’dir. Bunu ilçemizdeki küçük esnafa bölersek erkek berber-bakkal’ın kazancının günlük ciro tahmini 100–500 TL olduğunu düşünerek, ortalaması 250 TL den hesapladığımız da 2 bin esnafın kazancı üç günde dört firmaya aktarılmış oluyor. Paralarımız üleşildi bizlere ne kaldı bilemiyorum. Ama bekleyin görün aç gözlüler doymadıklarından birlerini yerler bizler onlara alet olmayalım izleyelim. Ama kendimize ve SINIFIMIZA sahip çıkalım. Özellikle iki felsefi değerimize de. Biri ben siftah yaptım komşum (MESLEKTAŞIM) yapmadı anlayışını yeşertelim. İki paramız olmasa da imece yaparız al gülüm ver gülüm yapar ödeşiriz.                                      
Not: Bu yazı festival hazırlık dönemi ve sonrası gelişmeler için yazılmıştır. Harcamalar birlikte tüm Akhisar da yaşayan 80 000 kişinin eşitlik ve özgürlük talepleri bundan sonraki yazılarıma da yansıyacak; bildiklerimin dışında kendilerine de sorarak ağır ağır, sindire sindire yazacağım. Geldiğimiz konuma kadar bizleri 60 yılda getirdiler. Bizlerde hedefe önümüzdeki iki yılda kesintisiz yasal meşru diğer ayaklarıyla birlikte, devrimci mücadele vererek, her hafta yazı yazarak ulaşacağız.
 Festivalin giderleri Toplam 114.950.00 TL’dir.
Festivalle ilgili giderler toplam 114.950.00 TL’dir. Ayrıntılar: Organizasyon bedeli 48.450 TL (sahne ve ışık sistem defile organizasyonu, manken ve sunum hizmeti, havai fişek, lazer gösterimi ve sokak sanatçıları gösterisi) Işıklandırma ve aydınlatma Hizmet Bedeli: 6,752.00 TL Malzeme Giderleri: 59.748.00 TL Buyurunuz buradan yakalım; zengin yöneticilerimizin fakir halkı.        
Festival haberlerinin tümünün linklerini yansıttım. Yalnızca bir haberi ayırdım çünkü o haber zaten kendini diğer haberlerden ayırmıştı. Evet, festivaller kültür ve sanat alış verişidir. Halkın iktidarının olduğu gün de ŞENLİKTİR.  Tüketim-israf yaratmak için değil.  
Akhisar Alışveriş Festivaline Hazırlanıyor
http://www.akhisarhaber.com/news_detail.php?id=10951
Akhisar Alışveriş Festivali Komitesi, Kaymakam’dan Destek İstedi
http://www.akhisarhaber.com/news_detail.php?id=10970
Akhisar Alışveriş’in Festivaline Hazır
http://www.akhisarhaber.com/news_detail.php?id=10986
Bu üç hazırlık haberinin ardından küçücük köşemden, karşı tez geliştirerek bir yazı yazdım. Onun da link’ini sizlerle paylaşmak istiyorum.Yazı başlığı  “Yapılacak Festival 5 000 x 4 = 20 000 Kişi İçin” http://www.akhisarhaber.com/author_article_detail.php?id=465
Alışveriş Festivali Gece Programına Büyük İlgi
http://www.akhisarhaber.com/news_detail.php?id=11021
100 TL ve Üzeri Alışveriş Yapan Fanatik Akhisarlı Şemsiyesi Bedava
http://www.akhisarhaber.com/news_detail.php?id=11029
Alışveriş Festivali Sokak Defilesi Büyük İlgi Gördü
http://www.akhisarhaber.com/news_detail.php?id=11028
Akhisar Lokantacılar Odasından Bin 500 Kişilik Helva
http://www.akhisarhaber.com/news_detail.php?id=11025
Alışveriş festivalinde soğuk heykel gösterisi
http://www.akhisarhaber.com/news_detail.php?id=11024
Alışveriş festivalinde soğuk heykel gösterisi
http://www.akhisarhaber.com/news_detail.php?id=11024
Unutulmuş tatlılar, Şehir Pastanesinden
http://www.akhisarhaber.com/news_detail.php?id=11022
Alışveriş Festivali Defilesine Katılımcıların Makyaj ve Güzellik
Danışmanlığı Hürrem’s Güzellik Salonundan
http://www.akhisarhaber.com/news_detail.php?id=11027
Alışveriş festivalinde Nida Çeyiz’de indirimler başladı
http://www.akhisarhaber.com/news_detail.php?id=11016
Akhisar, Alışveriş Festivalini Sevdi
http://www.akhisarhaber.com/news_detail.php?id=11032
RodiMood’dan Festivale Özel Defile
http://www.akhisarhaber.com/news_detail.php?id=11034
Akhisar Alışveriş Festivali Muhteşem Şovlar İle Son Buldu
http://www.akhisarhaber.com/news_detail.php?id=11035
Akhisar Esnafı Alışveriş Festivali İçin Teşekkür Etti
http://www.akhisarhaber.com/news_detail.php?id=11038
Akhisarlı Esnaf Alışveriş Festivalinin Devamını İstiyor
http://www.akhisarhaber.com/news_detail.php?id=11060
Tahir Ün Caddesinden Başkan Hızlı’ya Teşekkür
http://www.akhisarhaber.com/news_detail.php?id=11085
Bahadır Yenişehirlioğlu.. Alışveriş Festivali
http://www.akhisarhaber.com/author_article_detail.php?id=470
Gökhan Gürel Festival, Akhisar Lezzet Durağı Olsun, Eski Kasap Hali
http://www.akhisarhaber.com/author_article_detail.php?id=469
Bu link de diğerlerinden kendini ayıran linktir. Bu arada bir hatırlatma da bulunmak istiyorum. Akhisarlı Kültür ve Sanat Klüpleriyle bir bağlantım yok, şahsen tanıdığım arkadaşlarım var, ama özel bir çalışmamız yok, sadece görüp de fark ettiğim ayrıcalıktır. Hani at gözlüğüyle bakıyorsun diyenlere bu cevap olsun. Akhisarlı Kültür ve Sanat Kulüpleri de Festivale Destek Oldu http://www.akhisarhaber.com/news_detail.php?id=11056
Hayat ön provası yapılmamış bir tiyatro gösterisidir. Bu alkışı olmayan tiyatronun perdesi kapanmadan; gülün, şarkı söyleyin, dans, edin, âşık olun… CHAPLIN  
Bu yazıyı ezilen halklar için çok özel yazdım. Bu yazıya ve tümden çalışmalara ilkeli duruş göstererek sosyalist devrimci bir ideolojinin takınacağı tavrı yansıttım; tabi ki mutlaka eksikleri vardır. Ama her eylem kendi içersinde farklı çalışmayı gerektirir. İlkelerimiz bunu emrediyor. SOL yelpazede adları ön plana çıkan ilkesiz kişiler olabilir. Ben bir dünya görüşünde olması gereken, felsefi değerlerin yitirmemiş, ilkeli duruşunu göstereni tanırım. Diğerler ilkesiz yalnızca bulaşıklardır. Tarih ilkeleri yazmaz; ilkeli duruş gösterirsen sen tarih yazarsın. Ve ben bencillik duygularından arınmış biriyim. Duruş noktam da Eşitlik ve Özgürlük noktasıdır.    
Herkesin kendini bulacağı derin felsefi sözler. 
Öyle kolay sanat değildir uyumak, onun uğruna bütün gün uyanık durmak gerek. F.NIETZSCHE  
Kimseye kirli ayaklarıyla, beyninde gezmesine izin vermem BERTRAND RUDDELL  
Günümüzde en büyük sorun, aptalların kendilerinden son derece emin, zekilerin ise sürekli şüphe içinde olmalarıdır. BERTARAND RUSSELL      
Günümüzde, bizi tehdit eden tehlikenin doğadan gelmediğini, insan ve kitle ruhundan kaynaklandığın apaçık görüyoruz. Tehlike insanın ruhundan kopmuş olmasında. CARL GUSTAV JUNG
İnsan uçurumun kenarına varmadan kanatlanamaz. NIKOS KAZANCAKIS
Herkes kendi geçmişini, kalbiyle bildiği bir kitabın sayfaları gibi kapalı tutar ve dostları sadece onun başlığını okuyabilir. VIRGINIA WOOLF 
Unutma, sana ışık tutanlara sırtını dönersen; göreceğin tek şey kendi karanlığındır. DESCARTES
Düşüncelerle karşılaşınca, zayıflar korkar, aptallar karşı gelir, akıllılar karar verir. J.ROLAND
İnsan kararlılığına inanın. Tarih boylu boyunca göstermiştir ki; İnsan iradesi bilinen tüm silahlardan daha güçlüdür. DALAI LAMA 

22 Şubat 2012 Çarşamba

KOSGEB’İN Birinci Müdahalesine ve İkinci Yalan Saldırısına Cevap


Basın ve kamuoyuna 


KOSGEB’İN Birinci Müdahalesine ve İkinci Yalan Saldırısına Cevap
Vedat Özel Şikâyet Etti. Kredi Veremiyoruz.   
Yaklaşık sekiz yıldır akhisarhaber.com sitesinde haberlerin altına yorumlar yapıyorum.Yaklaşık dört buçuk yıldır da küçük esnaf ve sanatkârlarının sorunlarına ilişkin yazılar yazıyorum. Bu güne kadar birçok saldırıya-hakarete (dedikodu ve isimsiz yorum)  maruz kaldım. Hakkımda yalan yanlış dedikodular yapıldı. Buna da açık yüreklilikle dik durarak cevap vermekten ve mücadele etmekten hiçbir zaman kaçmadım. Gerek köşeme gelen saldırılar, gerekse yorum yaptığım haberlerin altından adımı soyadımı yazarak RIO rumuzlu kişilere her zamanda cevaplarımı verdim. Bu açıklamamda arkamdan söylenenlere ithaf ediyorum.
Geçtiğimiz günlerde KOSGEB yetkililerinin hakkımda söylediği bir suçlamadan dolayı bu basın açıklamasını yapma gereğini duyuyorum.  
Cevabım, Manisa’da kredi veren KOSGEB heyetinin sorumlusu veya başkanı olan kişiyedir. Ben küçük esnaf köşe yazarı olarak kalemimi alanıma ve sınıfıma gelecek tehlikeye karşı kullanıyorum. Bundan da asla vazgeçmeyeceğim. Ama ben bugüne kadar kişileri asla hedef almadım. Kişi, bu konuda ve diğer konularda eğer kurum yetkilisiyse, oda başkanıysa, belediye başkanıysa, milletvekiliyse, vali ve kaymakamsa yapılan yanlış işlere eleştiri hakkımı kullanırım. Ve bugüne kadar kullandım da. Nedeni ise güvenilir yönetici; akil kişiler yanlış yapmaz anlayışı hâkim olduğu için yanlışlarını göstererek örnekler vererek eleştirdim.
KOSGEB kredisi ne zaman başladı bilemiyorum. Duyduğum günden bugüne kadar muhalif oldum. Çünkü yapılan yanlış bir uygulamadır. İstihdam edeceğim diye birçok kişinin işsiz kalmasına ve haksız rekabet ortamı yaratılmasına sebep oluyor. Düşünün, binlerce esnaf var; her meslek grubundan birer ikişer kişiye doksan yedi bin lira kredi veriliyor. Ve yirmi yedisi hibe, geri kalanı da iki yıl sonra dört yıl ödemeli. Faiz yok, yirmi yedi bin lira ikram var mesleki bilgi ve ustalık belgesi de yok. Ticaret odasından 102. maddesinden yararlandırılıyor; işyeri açma izni veriliyor. Ve sonrasın da şehrimizde örneklerini yaşadığımız iflaslar yaşandı. Siz kimin parasını harcıyorsunuz hesapsız, kitapsız? Tabiî ki de halkın. O zaman bende buna karşı çıkarım kayıtsız kalmam. Burası olayın bir başka boyutu, bir diğer boyutu da birçok kişiye verdikleri 60 saatlik kurs sonrası verilen sertifika ve beraberinde şartları yerine getirene, verilmeyen kredi, beceriksizliklerini ört bas etmek için işyeri açmak isteyen birine Akhisar’da Vedat Özel denen kişi sizi şikâyet etti diyerek iftira da atılıyor. Yani yapamadıkları yüzlerine gözlerine bulaştırdıkları çalışmanın günah keçisi ben oldum. Benim bugüne kadar herhangi bir şikâyetim olmadı. Aksini iddia eden kurum yetkililerine sesleniyorum; derhal yaptığınız yanlışı-iftirayı düzeltin kamuoyuna açıklama yapınız. 
Geçtiğimiz yıl 28 Mart 2011 tarihinde bu konuda yazdığım yazının linkini tekrar yayınlamak istiyorum. Yazı başlığı “Küçük Esnaftan Çığlık Sesleri! KOSGEB'DEN Hibe Kredisi” http://www.akhisarhaber.com/author_article_detail.php?id=358 Ve bu yazı sonrası yetkilinin bir ziyaretime geldi: “Bizler küçük esnafı bitiriyor muyuz?” dedi. Ben de öyle olduğunu düşünüyorum dedim. Gerekçelerini kendilerine ilettim ve bana yazdığım yazıyı kaldırmamı söyledi ben de kaldırmam dedim. Çok rahatsız ettiyse mahkemeye başvurma haklarının olduğunu söyledim. Ve araştırdıklarını açık bulamadıklarını söyledi. Ben de yazı yazdığım alanın haklarını korumak ve karşı çıkma hakkımı kullandığımı söyledim ayrıldık. Şimdi de böyle bir yalan yanlış saldırıya maruz kaldım. Kredi alamayan tüm sertifika sahiplerine benim asla böyle kişiyi hedef alan bir şikâyetim yoktur. Kamuoyuna duyurulur.

17 Şubat 2012 Cuma

Kova Burçlu Olmak Özellik midir? İşkence midir?


Kova Burçlu Olmak Özellik midir? İşkence midir?


Kova burcunun özelliklerini yüzde doksan taşıdığım için bu yazıyı yazmak istedim. Bu gün benim doğum günüm olduğu için farklı bir yazı olsun istedim. Kova burçluların genel ilkesi  “BİLİYORUM” dur. Gerçektende duyduğum gözlemlediğim birçok şeyi biliyorum. Çabuk algılayan ve çözümlerini üreten bir yapım var. Bu yüzden yakınımda olan kişilerle geç algıladıklarından dolayı da kimi zamanlar sorun yaşamaktayım. Özellik midir işkencemidir; bilemiyorum. Hani bir söz vardır aydınlar yürekleriyle görür hisseder müdahale edemez ve en çok da acıyı çeken de onlardır. Yüreğin kabarır kahrolursun bir şey yapmak gerekir dersiniz; yapamassınız. Ama ben bir şeyler yaparak-üretken yapımla kendimi dağıttığımı ve rahatlattığıma inanıyorum. Belki de bilimsel olan özel günlerde doğanlara verilmiş bir görevdir. Yüzde on’unu ayırdım sanırım onun da yükselenim farklı. Biri düzensiz, disiplinsiz ve ikna olmayan ilk iki ilke yanlış çünkü ben hayatım boyunca ilke edindiğim asla vazgeçemediğim dört olgum var. Bunlar: sistem, disiplin, düzen ve muhasebedir. Üçüncü ilke ise bildiğim konuda asla ikna olmam; doğru.        

Aşağıdaki 21 Ocak 18 Şubat arası doğan KOVA burçluların kişilik özelikleridir.
Özellikleri: reformcu, kendini geliştiren, ilerleyen, özgür düşünceli, insancıl, demokrat, evrensel, yardımsever, toleranslı, açık görüşlü, sosyal, dışadönük, bağımsız, orijinal, bohem, sıradışı, yenilikçi, devrimci, içgörülü, akılcı, buluşçu, hızlı, parlak, bilimsel, düzensiz, isyankar, disiplinsiz, fanatik, ikna olmayan, uçuk, düşüncesiz, tuhaf, tutarsız, ilgisiz, kayıtsız. 
Astrolojiyi bilim dalımıdır: Astroloji, gezegen ve yıldızların insanların üzerindeki etkisini yorumlayan bir bilim dalıdır. İnsanoğlunun yazılı tarihinin başından beri var olan astroloji bilimlerin en eskisidir. Kaynak link  http://www.astrolojist.com/astroloji.asp
Kova burçu’nun özellikleri merak edenler için link http://www.astrolojist.com/kova.asp
Sonuç olarak her kova aynı kişiliğe ait midir? Evet, ama bu bulunduğu sosyal, toplumsal, siyasi ve ekonomik konumunla da ilgilidir. Yaşadığı topluma göre isterse pozisyon alır ve o alanda ilkelerinde de olan devrimci çözümler üretir. İsterseniz azınlıklar adına da, çoğunluklar adına da verimli olabilirsiniz. Tercih kova burcu olanlarındır. Evet, ben 17 Şubat doğumlu olan biri olarak tercihimi bulunduğum yerin insana yaraşır bir yaşama kavuşması için kullanıyorum. Bu yüzden de kişilik özelliğime ışık olan örnek aldığım Terzi Fikri SÖNMEZ’İN Akhisar da tiyatrosunun sahnelenmesi bana en BÜYÜK DOĞUM GÜNÜ HEDİYESİ OLMUŞTUR. Başta Anneme ve Babama beni bu önemli günde dünyaya getirdikleri için teşekkür ediyorum. Ve hayat arkadaşım olan eşim Neşe ‘ye ve iki oğlum Yoldaş-Ulaşa’a ailece verdiğimiz toplumsal mücadelede desteklerinden dolayı teşekkür ederim. 
Not: 17 Rakamı şans mıdır bilemiyorum. İlkyazım 17 Ağustos 2007 günü yazdım o tarih de benim kimlikteki doğum tarihim 17’ler bana üstlendiğim misyon açısından bir görev ve sorumluluk yüklüyor; diye düşünüyorum.  

Yazının sözü: Herkes kendi geçmişini, kalbiyle bildiği bir kitabın sayfaları gibi kapalı tutar ve dostları sadece onun başlığını okuyabilir. VIRGINIA WOOLF 

10 Şubat 2012 Cuma

17 Şubat da Fatsalı Terzi Fikri Akhisar da.


17 Şubat da Fatsalı Terzi Fikri Akhisar da.

TİYATRO ETKİNLİĞİ Terzi Fikri kimdir.

Fikri Sönmez (d. Ordu, 1938 - ö. 4 Mayıs 1985), Ordu'nun Fatsa ilçesinin belediye başkanlarından. Fatsa'da sosyalist bir yönetim kurduğu gerekçesiyle askeri operasyon ile görevinden alınmıştır.
Nam-ı diğer Terzi Fikri, 1938 yılında Ordu'nun Kabakbağ köyünde doğar. Ailesinin ihtiyacı üzerine ilkokuldan sonra bir terzinin yanında çırak olarak çalışmaya başlar.
Fikri Sönmez 60'lı yılların ortalarında TİP'e üye olur ve aktif olarak görev alır. Dev-Genç saflarında 6.Filo'ya karşı düzenlenen gösterilere katılır. 1970 ortalarında sol içinde ortaya çıkan yeni saflaşmalarda Mahir Çayan'ın görüşlerine katılarak THKP-C saflarında yer alır. 1971-1972 yıllarında Mahir Çayan ve arkadaşlarının Maltepe Askeri Cezaevi'nden kaçışlarından sonra,Karadeniz Bölgesi'ne geçmelerinde ve bu bölgedeki ilişkilerinde ve eylemlerinde yardımcı olduğu gerekçesiyle THKP-C Davası'nın diğer sanıkları ile beraber 2 yıl kadar tutuklu olarak yargılanır ancak 1974 affıyla tahliye olur. Giresun, Ordu, Samsun bölgelerinde aktif faaliyet yürütür ve devrimci yolcudur. Terzi Fikri’nin 47 yılık yaşam öyküsü budur.
Belediye başkanlığını öncesi ve sonrası dönemini özetlersek, geçtiğimiz günler beraat beklerken davası düşürülen devrimci yol saflarında yer alan, devrimcilerin düşüncelerini hayata geçirdiği örnek bir yerel yönetimdir. O günden bu güne kadar ne Fatsa anlayışı çözülebilmiştir; nede dönemin devrimci yolcuları. Evet, bir sevdadır devrimci yolculuk. Mücadele, dönemin şartlarına göre uyarlanır tekrar ihtiyaç duyulur çıkar ortaya. Çünkü eşine ülkemizde rastlanmamıştır; bir tek ispanyanın Marinaleda kasabasında rastlanmıştır. Aynı dönemde yerel yönetim kazanmış ve Avrupa’nın ortasında 33 yıldır kapitalizme hala meydan okumaktadır. Bu haberi merak edenler için link haber başlığı “ispanya’nın Terzi Fikri’si Türkiye’de”
14 Ekim 1979 yılında Fikri Sönmez solun ortak adayı olarak seçime girmiş oyların yüzde 60'nı alarak seçimi kazanmıştır. Fatsa, yalnızca 8 ay görev yapılan 11 mahalle komitesiyle ve Terzi Fikri SÖNMEZ başkanlığında yönetilmiş bir şehirdir. Akılda kalan önemli işlerden bir kaçını hatırlatmak isterim.
Belediye meclis toplantılarını hoparlörlerden duyurmuştur.
Her mahallede halk meclisleriyle kararlar alarak, belediyede de uygulamaya koymuştur.
İlk yaptığı iş şehri çamurdan kurtarmak… Belediye çalışanlarına sorar Fatsa’nın asfaltlama işleri ne zaman biter verilen yanıt 5 yıldır.   Maddi imkânsızlıkları aşarak, halkla birlikte çamura son kampanyası başlatır ve bir haftada tüm Fatsa’yı çamurdan kurtarır.

1980 Fatsa'da darbe provası yaptılar
Dönemin başbakanı Demirel Çorum da Alevi Sünni çatışmasından dolayı insanlar katledilirken. Bir gazetecinin Çorum’daki olaylarla ilgili sorusuna verdiği yanıt “Çorumu bırakın Fatsa’ya” bakın diye işaret etmiş, hedef göstermiştir. Oysa Fatsa da halk tüm sorunlarını konuşarak çözüyor ve adliyedeki dosya sayısı 38’e düşmüştür.
Demirel’in açıklamasına karşılık kendi partisinin AP (Adalet Partisi) ilçe başkanı ve CHP (Cumhuriyet Halk Partisi) MSP (Milli Selamet Partisi) başkanları ortak bir açıklamada bulunur. Açıklama basında çıkan haberlerin gerçeği yansıtmadığını Fatsa’nın huzur içinde olduğunu bir basın açıklamasıyla duyururlar.
Bu pratik çalışma Karadeniz bölgesinin birçok yerinde komite anlayışı yayılarak halkı mutlu, egemenleri de tehdit eder duruma gelmiştir. Yaşanmış önemli bir çalışmadan örnek, Karadeniz bölgesin de yine halk meclisinin-komitesinin aldığı karar doğrultusunda CAMİ yapılmıştır. Yani halkın aldığı kararın dışında karar alınamaz anlayışı hâkimdir. Aslında yıllardır söylediğimiz, ARZULADIĞIMIZ, DOĞRUDAN KATILIMCI DEMOKRASİ ANLAYIŞI SOMUT OLARAK FATSA DA YAŞANMIŞTIR. Ve sonrasında gelişmeler ülkeyi 12 Eylül faşist darbesine götürmüş bir milyon altı yüz bin insanın fişlenmesine, iki yüz elli bin kişinin ceza almasına, onlarca insanında asılmasına sebep olmuştur. Şimdi iş olsun diye yargılanan Kanan Evren o dönem söylediği bir sözü hatırlatmak isterim. Bizler gelmeseydik Fatsa’dakiler gelecekti demiştir. O zaman Fatsa anlayışı gelmedi ne geldi neler yaşandı bu ülkede. Söylediğimiz anlattığımız anlayış işte bu halkın iktidarıdır. Muhalif olduğumuz anlayış da yaşatılanlardır.  
17 Şubat Akşamı Bülent Çiğeroğlu Kültür Salonu saat 19 30 da yaşanmış bir pratiği sahnede görmek için bekliyoruz. Tüm devrimci demokrat olan 1968–1978 kuşağına çok önemli bir görev düşüyor.1988–1998–2008 kuşaklar olan eşimiz çocuğumuz yeğenimizi komşumuzu tiyatro izlemeye getirin işte masal diye duyduğunuz dünyamız buydu demek için.  
Aşağıdaki fotoğraflar Fatsa da yaşanmış görüntüler. Diğer görüntüler de Samandağ belediyesinde Fatsa anlayışını günümüze uyarlanarak yeşertmeye çalışılan görüntülerdir. Ve ispanyanın Marinaleda’nın Belediye Başkanı Juan Manuel Sanchez Gordillo’un Türkiye ziyaretinden bir görüntü.