25 Haziran 2009 Perşembe

223 kişiyi töhmet altında bıraktı


223 kişiyi töhmet altında bıraktı

Kuaför: Yazı Dizisi 17
Kuaför sözcüğü; Türk dil kurumundaki anlamı şu'dur.
Fransızcada.(Coiffeur)1. Kadın berberi 2.Erkek berberi 3.Güzellik salonu.
Berberler Odasının Yanıltıcı Basın Açıklaması Üzerine
Basın açıklaması 223 kişiyi töhmet altında bıraktı.
Alınan karar 267 kişiyi ilgilendiren karar değil, 44 kişiyi ilgilendiren yanlış ve uygulanırlığı olmayan bir karardır. Odamızın 10 yıldır yönetim kurulu başkanlığını üstlenen kişi, diktatör yaklaşımıyla yanlışlar serisine bir yenisini daha ekledi. Tüm Akhisar, belde ve köylerindeki meslektaşlarımızı ilgilendiren kararı yanlış bir şekilde Akhisar halkına ve kamuoyuna aktarmıştır. Berberler Odasının 267 üyesi 3 meslek grubundan oluşmaktadır.(267 üye sayısının 218'i erkek berberi, 46'sı kadın berberi diğer üçü ise; Kadın berberi ve güzellik salonu, kadın-erkek berberi ve güzellik salonu, güzellik salonu işletmesi olarak geçmektedir. )
Oda başkanı ve yöneticiler basın açılaması diye ortaya attıkları tatil yapma kararı yalnızca 44 kişiyi ilgilendirmektedir. 223 kişiyi ise ilgilendirmemektedir. Akhisar halkına ve kamuoyuna yanlış bilgilendirme yapılmıştır. 44 kişinin tatil kararı diye aldıkları karar da şaibelidir. Çünkü bu konuda iki toplantı yapılmıştır. İlk toplantıya katılım 23 kişidir. Meslektaşlara toplantıya katıldım kâğıdına diye imza attırılmıştır. Sonradan fikir değiştirilerek pazartesi günü tatil yapma kararı denilmiştir. İkinci toplantıda yine aynı kişiler tarafından toplanılıp noter huzurunda tekrar imza alınmamıştır. Noter çağırılarak yalnızca bilgilendirme yapılmıştır. Sonradan yönetim kurulu karar defterine atılan imzalar yapıştırılarak noter tarafından onaylatılmıştır. Kısacası bir “helvacı kâğıdı” üyeler arasında gezdirilip önce toplantıya katılım imzası, sonradan ise pazartesi tatil yapma kararı imzası denilerek üyelerimiz yanıltılmıştır. Bu konuda imza atmayan kişiler ne olduğunu anlamak istemişlerdir.Net bir şekilde anladıktan sonra imza atmamışlardır.Kısacası yangından mal kaçırır gibi kargaşa ortamı yaratılarak oldu-bittiye getirilmiştir.Kabul etmeyen kadın berberleri sayısı 5'tir.218 kişi olan erkek berberlerinin ise bu kararla hiçbir ilgisi yoktur.
Berberler odası yönetimi bu konuda net bir açıklama yapmadığı için, aldıkları kararın tekrar gözden geçirerek doğru kararı Akhisar kamuoyuna basın açıklaması ile tekrar duyurmak zorundadır.
Yine tatil konusundaki gün önerilerim; hafta başı olduğu için pazartesi günü tatil yapma kararı yanlıştır. Bu konuda ben sizleri çok iyi tanıyorum. Hatta kemiklerinizdeki iliklerinize kadar tanımaktayım. Birkaç hafta geçmeden mızıkçılık yapacaksınız. Bu kararın esnekleştirilerek pazartesi günü saat 14.00'dan itibaren Salı gününü de içine alarak bir buçuk güne tatilimizi çıkarabiliriz. Pazartesi günü için değil. Salı günü için muhakkak acil ihtiyaçlara cevap vermek için bir tane nöbetçi şarttır.
Yılda bir defa 10 veya 15 gün tatil yapabiliriz!
Süresi çok gün tatil önerim; bilindiği gibi ramazan başladığı gün ülkemizin dini inancına göre düğün, sünnet, nişan vb. eğlence kültürümüz askıya alınarak ertelenmektedir. Ramazan başladığı günden itibaren 10 veya 15 gün tatil yapabiliriz.10 veya 15 gün içerisinde programlanarak 9 veya 14 gün 5'er veya 3'er kişi nöbetçi kalabilir. Bu arada bu yıl ramazan 21 Ağustos'a denk gelmektedir. İsteyen deniz, isteyende aile ve dost ziyaretleri yapabilir.

Dostlarımdan dozu birazcık kaçan son iki yazım için af dilerim. 

“Hak etmeyene verilen yetki mahzun bir cinayete benzer.”

15 Haziran 2009 Pazartesi

Kadın Berberlerinin Tatil Yapma Günü


Kadın Berberlerinin Tatil Yapma Günü

Kuaför: Yazı Dizisi 16 
Kuaför sözçüğü; Türk dil kurumundaki anlamı şu'dur.
Fıransızcada (Coiffeur)1.Kadın berberi 2.Erkek berberi 3.Güzellik solunu. 

Kadın Berberlerinin Tatil Yapma Günü Hangi Gün Olmalıdır?

Sevgili meslektaşlarım,

Toplumumuzun tüm meslek gruplarına da olduğu gibi bizim meslek grubunun da sorunları çok var. Bu sorunlar aşılmaz mı? Hayır, iyi niyetli olduktan sonra mesleki çıkarlarımızı ortak payda da buluşturabilirsek tüm sorunlar çözülür. Her meslek grubunun bir örgütü var. Bizim meslek grubunun da örgütü Berberler Odası.1954 yılında kurulan odamız çeşitli evrelerden geçerek erkek berberliğinin yanına kadın berberliği ve güzellik salonu dâhil olmuştur. Üç meslek grubu olarak üyelerimizin sorunlarını tartışıldığı sorunlara çözüm üretilen yerin Berberler Odası yönetiminin dört yılda bir yapılan seçim yöntemi ile belirlenir.

 Maalesef yıllardan beri birike gelen sorunlara çare aramak için 1999 yılında yönetime talip olduk. Talip olurken geçmişteki alışa gelmiş yönetim anlayışlarının dışında farklı bir anlayış koyarak, dört maddelik programla üyelerimizden destek ve oy istedik. Seçim sonucunda kazanan taraf olduk. Programa bağlı kalacağımızı o dönemde ki kazanan yönetim kurulu üyeleriyle hem fikir olmuştuk. İsimleri öne çıkan üç kişi vardı. Biri ben, biri mevcut oda başkanımız, bir diğeri de 2005 yılına kadar başkan yardımcılığı görevini üstlenen arkadaşımızdı. 1999 seçiminde programa bağlı kalınmadığı için hemen üç ay sonrası çatışma başladı. Ve hâlâ sürmektedir. Benim amacım meslektaşlarımın sorunlarının çözülmesi ortak payda etrafında herkesin çıkarlarının korunmasıydı. Şimdiki mevcut oda başkanının programı hiçe sayılarak, ilkesiz davranarak oda başkanlığını korumak adına her türlü olumsuzluğu yarattı.

99'dan bu yana yaşanan mesleki sorunların en büyük sorumlusu oda başkanımızdır. 2005 yılına kadar başkan yardımcılığı görevini üstlenen kadın berberlerinden sorumlu arkadaş ise onlara ilişkin sorunların baş sorumlusudur. Fiyat, tatil ve düğün salonlarıyla çalışma gibi başlıca sorunları çözmek için çaba sarf ettim. Bu sorumlu arkadaşın ise oda imkânlarını kullanarak kesesini doldurma çabası vardı. Bu konuda başarılı da oldu. “Mesleki kapital” yaratarak haksız rekabet yaptı. Tekelci zihniyeti ile üyelerinin sorunlarını çözmek için hiçbir çaba harcamamıştır. Harcadığı tek çaba odaya federasyon tarafında gönderilen davetleri kendi eşi ve oda başkanı ile birlikte, tüm üyelerden saklayarak odanın ekonomik imkânlarını kullanıp yararlanmıştır. Oda başkanımız ve o dönem yöneticilik yapan kişiler bu sorumsuz davranışa alet olmuşlardır.

 2003 yılında yedekten yönetim kurulu üyesi olduktan sonra başıboş olan oda yönetim anlayışını yıkmaya çalıştım. İlk attığım adım her ay düzenli olarak belirli bir günde yönetim kurulu toplantıları yapmak oldu. Kadın-erkek berberlerinin sorunlarının çözüm önerilerinin üretilmesi konusunda iki ayrı komisyon önerim oldu. Oda yöneticilerinden ve üyelerinden oluşan iki ayrı komisyon kuruldu. İşletmecisi olduğum kadın-erkek berberliği ve güzellik salonumda bu tür sorunları gördüğüm için ve sorunlara çözüm bulabileceğimden dolayı iki komisyonda da bulundum. Kadın berberlerinin komisyonunda yönetimden 3 kişi olmak üzere 6 kişi ile toplantı yaptık. Toplantıda tatil, fiyat ve düğün salonları sorunları, ilk sırada yer aldı. Kadın berberlerinin geçmişten bu yana hiç tatil yapmama kararını ele aldık.  Ve kuaförlerinde tatil yapması gerektiğini savunarak, tatil günü seçimi yaptık. Salı günü tatil yapma kararını çoğunluk kabul etti. Bu konuda üç kişi sorun çıkardı. Biri oda Başkan Yardımcısı, diğerlerinin ise üyelerimiz olduğunu gördük. Başkan Yardımcısı olan arkadaşımız, sayısal çoğunluğu görünce kabul etmek zorunda kaldı. Diğer kişilerin ikna edilmesi konusunda oda yönetim kurulu üyelerinden görev üstlenmelerini istedim. Bu çalışmayı bizzat yaptım. Bu konuda oda başkanı, yardımcısı ve diğer yönetim kurulu üyelerinin katkısı olmadığı gibi, bu çalışmanın başarısız olması için çaba harcamışlardır. Böyle bir çalışmayı benim yönetici olduktan bir ay sonra hayata geçirmeme şaşırmışlardır. Çünkü kendileri 5 yıl yaptıkları yöneticiliklerinde kişisel egolarını, kişisel çıkarlarını hep ön planda tutmuşlardır. Ben ise mesleki sorunların çözülmesi konusunda toplumsal davranışı hep sergiledim ve savundum. 2003 yılında 3.000 TL olan oda bütçesi 2005 yılında 12.000 TL olmuştur. Ve bunun ardından iki yıl arka arkaya oda üyelerinin de katıldığı İstanbul Güzellik Fuarına ücret ödemeden gitmiştir. Bir defada İzmir Fuarına ücretsiz gitme benim zorlamalarımla yapılmıştır. Odanın 2005 sonrası iki ve ya üç çalışması olmuştur. Biri İstanbul'a ücretli gezi, diğeri de bir şehre Show'a gidilmiştir. 2 defa da şirketlerin reklam amaçlı masaj ve makyaj bilgilendirme seminerleri verilmiştir.

Ola ki pazartesi günü tatil yapma kararı alınırsa, benim oyunbozan olmamam için 48 kişinin noter huzurunda taahhütte bulunması gerekiyor.44 kişi benim için yeterli değildir. Çünkü ben 2003 yılında 39 kişiyi ikna ettim. 39 kişi 2 kişiye uydu ben hiç kimseye uymadım. Şimdi ise 49 kişiden 44 kişinin anlamsız bir kâğıda (helvacı kâğıdına) imza atmıştır. Birçok kişi de noter huzurun da imza atmayı beklerken toplantıya katılım için alınan imzalar sonra noter den onaylatılmıştır. Alınan bu karar şaibelidir. Yani insanların imzası kargaşaya getirilerek yanlış yönlendirilmiş ve karar altına alınmıştır. Yani bu demektir ki her şey gibi bu işi de çocuk oyuncağına çevrilmiştir. Onun içindir ki sizler ahlaki karar almak boyunuzu aşar diyorum. Şimdi sorarım pazartesiyi kurgulayan arkadaşlara 2003 yılında 2 kişi kabul etmiyor diye salı gününü hayata geçirmediniz. Şimdi ise 5 kişi kabul etmiyor.  2 kişi mi daha azdı yoksa 5 kişi mi az? Sanırım burada birileri dama dedi. Hanları, hamamları, yatları, katları oldu diye pazartesi günü kapatırken ne kazanırsam kâr mantığıyla yanına 44 kişiyi de taşımak istemektedir. Ekonomik ihtiyaçları olan insanlar muhakkak dikkate almalıdır. Durup dururken böyle bir anlamsız günü önerenlerin iyi niyeti yoktur. Pazartesi tüm toplumumuzun işe başlama günüdür.

Kısacası tatil sorunu çok önemli bir sorundur. Muhakkak çözülmesi gerekiyordur. Ortak payda ve ortak çıkarlar doğrultusunda çözülmelidir.

Yeni iş yeri açan genç arkadaşların muhakkak oluru alınmalıdır.

Salı günü tatil için en uygun gündür. Bunun dışında hiçbir günün uygulanırlığı yoktur. Bu konuda en tecrübeli uygulayan kişi benim. Muhakkak bir tane nöbetçi acil ihtiyaçlara cevap vermelidir.(Sonraki günlerde kimi sorunların önü kesilmesi için arkadaşım, tanıdığım, müşterim ve kıramadım açtım denmesin diye bir nöbetçi şarttır) Bunun dışındaki hiçbir günün samimiyeti ve oluru yoktur. Tarihi kökü 1947 yılından bu yana Akhisar'ımızda var olan kadın berberleri bugüne kadar hiçbir sorununun aşamamış ve çözememiştir. Sebebi ise her sorunu çözmek konusunda ben ne kaybederim düşüncesidir. Bu anlattıklarım tüm meslektaşlarımızın en önemli sorunlarıdır. Çözümünde aktif rol almayı, ortak paydada, çıkarlarımızın koruması konusunda iyi niyetli olduğumu belirtirim.

Son söz; tümünüzden farklıyım çünkü erkek berberleri ustaları mesleğe ve meslektaşlara saygılıdırlar. Ben böyle bir kültür aldım. Sizin ustalarınız sizlere doğru bir kültür aktarmamıştır. Dedikodu yapmaktan başka doğru bir şey yapmıyorsunuz. Dilerim bu eleştirim sizleri birazcık hırpalar ve kampçılar. Gelecekteki elemanlarınıza iyi örnek olursunuz. Farklı olmak mutlu olmaktır.
Ben sizlerden farklıyım. Diğer farklı olan ustalarımızdan OSMAN POYRAZ'IN kökeninde erkek berberliği vardır, saygınlığı da ondandır. Oda sizlerden faklıdır.

Kendime ait bir dörtlüğü sizlere aktarmak istiyorum.
Parayı paylaşırsan, yoksul olmazsın,
Bilgiyi paylaşırsan, cahil olmazsın,
İktidarı paylaşırsan, diktatör olmazsın.
Sevgiyi paylaşırsan, mutlu olursun. VEDAT ÖZEL

5 Haziran 2009 Cuma

Belediyeye Talip Olanların Seçimdeki Çevre Duyarlılığı 5 Haziran Dünya Çevre Günü


Belediyeye Talip Olanların Seçimdeki Çevre Duyarlılığı
5 Haziran Dünya Çevre Günü


 

 Çocukluğumuzdan bu yana evde anne-baba, ağabey-abla “Sus sen konuşma” dedi. Sokakta polis, jandarma, zabıta “Sus sen konuşma” dedi. Okulda öğretmen, müdür yardımcısı, müdür, üst sınıfta olan ağabey ve ablalar “Sus sen konuşma” dedi. İş yerlerinde usta, kalfa “Sus sen konuşma” dedi. Çünkü neden “Sen küçüksün, bilemezsin” dediler. Ülkemizin 88-98 ve şimdi 2008 kuşağı devlet politikası olan 12 Eylül sonrası yaratılan kuşaklarımızdır.

 Yukarıda belirttiğimiz ifade edememe baskısına karşı devlet baskısıyla karşımıza çıkan olumsuzluklar sonucundayız. Olumlu ne sosyal, ne toplumsal ne de ekonomik yaşantımız var. Değerlerimizin yok olduğu kültürümüzün dejenere olduğu toplumsal cinnet geçirme durumundayız.
 
12 Eylül ile birlikte emperyalist ülkelerin sömürü düzeninin ekonomik ayakları olan İMF, serbest piyasa, neo-liberal politikaların yarattığı toplum modelidir. 24 Ocak kararları ile hayatımıza giren piyasaca ekonomik politikalar 5 Nisan kararları ile ABD, AB tekelleşmiş dev şirketlerin gümrük anlaşması ile saldırısına uğradık. Anadolu kültürüne uymayan kapitalizmin aç gözlü şirketlerinin alışık olmadığımız kültürel bombardımanı tutulduk. Ve bu yüzden değerlerimiz yok oldu. Bu yetmemiş gibi 2001 krizi ile birlikte yarım kalan vahşileşmiş saldırılar dozunu arttırarak, 24 Ocak -5 Nisan sonrası yeşil sermaye yeşil kuşak teorik örgütlenmesiyle şimdiki siyasi iktidarını oluşturdu. Ve şimdide BOP(Büyük Ortadoğu Projesi) hayata geçirilmeye çalışılıyor. Ama tüm dünyada mortgage krizi ile başlayan küresel kriz kapitalizmin sonunu getirdi.

Yarattıkları sanal ekonomik büyüklüğün şimdi altında ezilmekteler.”Böyle bir süreçte ne oluyor bizlere?” diye düşünmeye başladım. Süreci takip ederek örgütlü toplum olmadığımız müddetçe yalana, talana dur demediğimiz sürece köleci topluma razı olacağız. Bu yüzden 0-6 yaş grubunun çok önemli olduğunu düşünerek 5 Haziran 2001 yılında Dünya Çevre Gününü örgütledik.6 yaş grubundan başlamak üzere çevremizdeki sosyal, toplumsal ve kültürel yaşamamızdaki kirliliğe dur diyerek susmamayı susturmamayı kendime ilke edindim. Çocuklarımızla birlikte topluma ilişkin güzel bir dünya yaratma özgüvenimizin olduğunu ispat etmek için çevre eylemi örgütledik. Kendini ifade eden yanlışlara dur diyen susmayan bir toplum yaratabiliriz.

İşe 5 Haziran Dünya Çevre Gününü kutlama geleneğini Akhisar'ımızda 2001 ile 2005 arası yaygınlaştırarak başlattık. Akhisar belediyesinin çalışanları tarafından çevrenin kirliliği kendilerinin sorumluluğu olduğu halde bu eylemi etkisizleştirmişlerdir. Üstüne üstlük Akhisar'ımızın çevre konusundaki en çok suçlusu olan bir şirkete çevre ödülü vermişlerdir. Kayalıoğlu civarında Organize Sanayi Bölgesi ve tekelci sermaye şirketi 20-30 yıllık süre içerisinde doğal yaşamımızı katledip, tarım arazilerini beton yığını çevirmişlerdir. Akhisar Belediyesi ve Ticaret Odası başkanlığının sorumlulukları olduğu %33'er hisselerini sahip çıkmalarını istiyoruz. Organize Sanayi Bölgesine arıtma tesisi yapmaları gereklidir. Hem ekonomik hem de ekolojik hayatımıza çok katkısı olacaktır. Sorumluları sorunları çözmeye davet ediyorum. Geçtiğimiz yerel seçimlerde Akhisar'ı yönetmeye aday olan belediye başkan adayları ve belediye meclis üyesi olan adayları çevre konusundaki duyarsız olduklarını seçime bir gün kala Tahir Ün caddesindeki görüntüleri açık bir şekilde anlatıyor.   
 
Seçim de harcanan o kadar paralar çevreyi kirletmek için miydi?
Sokaklarımızı kirletmek için ne kadar para harcadınız?
Bu kadar parayı harcayarak karşılığında neleri kazanmayı düşündünüz?
Hangi emekle kazandığınız bu kadar parayı sokaklarımıza savurarak kirlettiniz?
Çevresine saygısı olmayanların, bizleri iyi yönetmesine nasıl inanırız?
Bu kadar parayı kendi ceplerinizden mi harcadınız?

Son söz: Yaklaşık 6 yıldır yönetimde olan yerel iktidar. Akhisar belediyesi sorumluluğun da olan çevre temizliği yoktur. Sokaklarımızın durumu günlük hayatımızda göz estetiğimizi bozuyor ve bizleri strese sokuyor. Hangi şirket yer altı kaynaklarımızı hızlı üretim yapmak için tüm Akhisar halkının geleceğini hiçe sayarak içme sularını gasp ediyor. Geçtiğimiz yıl yoğun yağmur sularından dolayı bu yıl sorun yaşamıyoruz.Fakat bir daha ki yıl sorun olmayacağı anlamına gelmiyor. Dikkatinize sevgili SORUMLULAR.

6 Mayıs 2009 Çarşamba

SOL. Yüzde 1 Gen Farkıyla İnsani Duyguları Hatırlatır Sizlere.


SOL. Yüzde 1 Gen Farkıyla İnsani Duyguları Hatırlatır Sizlere.


SOL. Yüzde 1 Gen farkıyla insani duyguları hatırlatır sizlere. Yerel seçimler üç son.

Yüzde 99'unuz köşeyi dönüp, kariyer edinme bencilliğinizi bırakın. Yüzde 1'in insani duyguları olan paylaşmacı eşitlikçi ilkelere kulak verin.

1932 yılında kurulan, CUMHURİYETİN ilk sivil toplum örgütlerinden olan HALK EVLERİ yanı sıra ÖDP ve EMEP ile bir araya gelerek başlattıkları HALKÇI sosyal belediyecilik anlayışını yerel seçimlerde ortaya koydular. Akhisar'ın tüm mahallelerinde ve kamuoyuna, hazırladıkları halktan yana olan programı savundular ve anlattılar.

AKP'NİN tüm ülkede ve Akhisar'ımızda olan belediyecilik anlayışını çok sert ifadelerle eleştirdiler. İşlerinin YALAN güçlerinin TALAN olduğunu, halka anlaşılır bir şekilde aktarmıştır. Buna karşılık da yüzde1 ile ödüllendirilmiştir.

Sosyalist Solun yüzde 1 neyin ifadesidir? Yüzde 99'unuz aynı duyguları taşırsınız. Kıskaçlık, bencillik gibi iktidar hırsınızı hep kendinizde tekelleştirmeye çalışırsınız. Ama yüzde 1'in bir derdi vardır. Halkın iktidarını ister. Bunun için en doğru olması gereken, ama bir o kadarda zor olan doğru siyaseti savunur. Eşitlik ilkesi olan insanın insanı sömürmediği bir dünya isterler. Bir arada yaşamanın koşullarını, yaratmanın araçlarını, hayata geçirmenin yollarını insanların önüne bir program olarak koyar ve savunurlar. Bunların doğruluğuna tüm toplumsal yapılarımız tarafından da bir itiraz gelmez. Önerilenler, gündelik ihtiyaçlar ve çıkarlar değil. Geleceği planlamak, halkın çıkarlarını korumak ve iktidarını kurmaktır. Maalesef toplumumuz uygulamasında hayata dair pratik çalışma için de bulunmazlar.

Bir önceki yazımda değinmiştim. Cumhuriyetin kuruluşundan bu yana CHP ve devamında 50 sonrası DP, AP, ANAP, DYP şimdide AKP yüzünden toplumun tüm kesimlerinin çok şeyler beklediği YALAN POLİTİKALARI ve 2009 yılında yaşanan küresel krizlerle ülkemiz dibe vurmuştur. Tüm siyasi yapıları deneyen HALKIMIZ hala birlikte üretmeyi, birlikte karar almayı, birlikte yönetmeyi anlayamamıştır. Hep başına değnekli birilerini dikmiş, hep sihirli değnekli birilerinin kurtarıcı olmasını beklemiştir.

Cumhuriyetin ilanından önce açılan TKP' nin (Türkiye Komünist Partisi) kurucusu Mustafa SUPİ ve arkadaşlarından bu yana bizler inadına hep halkın çıkarlarını temel alan anlayışı savunacağız. Kökümüzün doğru felsefesi olan sol sosyalist politikaları hayata geçirene kadar mücadelemize devam edeceğiz. Nazım Hikmet RAN ve diğer 68 kuşağının değerli önderlerden Özgür TAYLAN, Mahir ÇAYAN, Hüseyin CEVAHİR, Ulaş BARDAKCI, Deniz GEZMİŞ tam bağımsız Türkiye şiarının takipçileri olacağız. Kurtuluşun tüm toplum yapılarının mutluluğundan geçtiğine inanan bizler, ilkeli olmanın ve sol değerlerin inadına savunucusu olacağız. İnadına sosyal hak olan yaşama hakkımızı alıncaya ve EGEMENLERİN sömürüsüne son verdirinceye kadar mücadelemize devam edeceğiz.                      

Yüzde1 de olsa inadına halkını kandırmayan yalan söylemeyen ilkeli DURUŞUMUZ devam edecek. YAŞASIN İLKELİ DEVRİMCİ MÜCADELEMİZ!

Son söz: Onurlu yaşamak iktidarsız yaşamaktan daha onurludur. Yerel seçimler üç son.

Bir sonraki yazım da yerel seçimlerde ortaya çıkan partilerin programlarından bahsetmek istiyorum. İktidarın 2004 yılındaki programı da verdiği sözleri ve 2009'daki tüm partilerin Akhisar'ımıza ilişkin yararlı olacak çalışmalarını buradan aktarmaya çalışacağım sizlere.    

NAZIM HİKMET'İN BU ANLAMLI ŞİİRİ İLE YAZIMI SÜSLEMEK İSTEDİM

DÜNYANIN EN TUHAF MAHLUKU

Akrep Gibisi Kardeşim

Korkak bir karanlık, içindesin akrep gibi…

Serçe gibisin kardeşim…

Serçenin telaşı içindesin…

Midye gibisin kardeşim…

Midye gibi kapalı, rahat…

Ve korkunç bir yanardağ ağzı gibi korkunçsun kardeşim…

Bir değil, beş değil milyoncasın, maalesef…

Koyun gibisin kardeşim…

Gocuklu celep kaldırınca sopasını, sürüye katılıverirsin…

Ve adeta mağrur koşarsın salhaneye…

Dünyanın en tuhaf mahlûkusun yani…

Hani şu derya içinde olup deryayı bilmeyen balıktan da tuhaf…

Ve açsak yorgunsak, al kan içindeysek…

Ve hala, şarabımızı vermek için üzüm gibi eziliyorsak…

Kabahat senin demeye de dilim varmıyor ama…

Kabahatin çoğu senin canım kardeşim…
                                                                                      Nazım Hikmet


15 Nisan 2009 Çarşamba

Seçimlerde Muhalefet, İlkelerini Terk Etti mi? 2


Seçimlerde Muhalefet, İlkelerini Terk Etti mi? 2

 Yerel Seçimlerde Muhalefet,İdeolojisiz ve İlkesiz mi? Evet, Olma Yolunda. 2 

MHP değişti mi? Kitleselleşmek için ideallerinden ne kadar taviz veriyor? İdealist -partiler ideolojik farklıklar gösteriyorsa, özünü terk ediyorsa, kitleselleşir ve toplumsallaşır. Bu da ilkelerinden vazgeçmesi anlamına gelir.


Erbakan'ın mücahitlerinin AKP'nin yenilikçi kanadının ilkelerinden vazgeçtikleri gibi… ABD'nin politikalarını uygulamada 1950 yılından bu yana DP AP ve sonrasında 12 Eylül 1980 darbesi sonrasında uygulamaya koyulan NEO-LİBERAL EKONOMİK politikaları uygulayarak idealizminden ve BAĞIMSIZLIKTAN sürekli taviz vermektedirler. Sonları da dilerim, (DP AP ve DYP) gibi olur DP % 4 ANAVATAN % 0.75

 Milli görüşçü kesim, ideolojilerini terk ederek, Milli Selamet Partisinden bu yana Refah ve Fazilet şimdiki Saadet partisinden ayrılan yenilikçi kanat AKP var. Şimdi ise AKP iktidarı en büyük ABD'ci kesilerek, ABD'NİN memurluğunu yapıyor.

Yani DP ve AP ile başlayan ANAVATAN ile devam eden AKP ile teslim alınan ülkemizin tüm kaynakları, ABD ve AB'nin tekelleşmiş sömürge şirketlerine teslim edilmiştir.

 2007 seçimlerinden hemen sonra konuşmasında ideolojiler bitmiştir diyen Erdoğan, öncesinde Erbakan'ın MÜCAHİTLERİ, idi sonrasında ne oldular bakın bakalım. ” CHP'li Gürsel TEKİN'E AKP'li bir üyenin söylediği gibi “İlk önce bizler MÜCAHİTTİK sonrasında sandık başlarında MÜŞAHİT daha sonrasında MÜTEAHHİT daha da sonrasında her şeye MÜSAİT olduk” der. Bir AKP'li üye bunları“İdeolojileri bitiren, her şeylere müsait olan Erdoğan mı yaptı" Evet, ideolojisiz ve ilkesiz kendi ve yandaşlarını zengin eden, çıkarcı Recep Tayip ERDOĞAN güzel ülkemin BAŞBAKANI!(60 milyon dolara alınan uçağınız hayırlı olsun!Zengin ülkemizin vatandaşlarının Başbakanı) 


Cumhuriyetin kurucusu CHP, HAKLÇI olamayan Cumhuriyet Halk Partisinin Genel Başkanı ve Merkez yöneticileri. Çok partililiği hiç içine sindiremeyen, çok partili dönemi başlatan ama hala kendi içinde demokratik kuralları ve çoğulculuğu kabul edemeyen, istediğini istediği zaman aday gösteren,sol olamayan CHP… Ama maalesef tabanında hala sol politikaları kendisinden bekleyenler var. DELİ gömleği gibi sürekli sosyal demokrat ve sol ol dedirten be ülkemin güzel insanları. Olmaz olamaz! Çünkü ilkelerinde sol maya yok,zorla da olmuyor işte.1970'lerde İsmet İNÖNÜ'NÜN ortanın solu diye ağzından kaçırdığı yanlış bir cümleyi hala üzerlerinden atamıyorlar. Sürekli üzerine deli gömleği giydirilmeye çalışılıyor.

Sevgili Akhisar'ımın güzel insanları; emekten, ezilenden, işçiden çiftçiden ve esnaftan yana olan güzel insanlarım. Bunların ne sol ne de sosyal demokratlıkla ilgileri vardır. Bunların birçoğu Avrupa'nın küçük burjuva özentilerine sahip olan sosyal demokrat anlayışıdır. Ya sol olun ya da demokrat olun, sosyal demokrat diye bir şey yoktur. Ya adam gibi siyaset yapın ya da yapmayın, bizleri delirttiniz.

İlkelerinde Milliyetçilik “OKU” var.Şimdi çok net bir şekilde ortada düşüncelerini MHP' ile aynı çizgiye getirdi. CHP'ye söylenecek bir şey yok. Eğer mayasında sol bir şeyler olsaydı EKONOMİNİN dibe vurduğu şu kriz döneminde YOKSULDAN ve EZİLENDEN yana bir söylemi dillendirirlerdi. Yoksulların ve ezilenlerin taleplerini dile getirmesi gerekirken gereksiz olan milliyetçi söylemleri kullanmaktadırlar.  Partisinin de sola yakın olan kişileri de sol söylemlerini birazcık kullandığında hemen önünü kesiyor ve işini bitiriyor.

DSP ise İnönü'nün 1970'lerdeki yanlışlıkla ağzından kaçırdığı ortanın solu söyleminin üzerinden TOPRAK İŞLEYENİN SU KULLANANIN sloganıyla kitleleri arkasından sürükleyen KARA OĞLAN, Ecevit 68 ve 78 kuşağının gücünü-enerjisini kendine yönlendirerek prim yapmıştır.1980 darbesinden sonra kendine özgü demokratik sol anlayışı ölümünden sonra da bitirmiştir.


1999 yılında iktidardayken kendine verilen hazine yardımlarını hala kullanmaktadır. Bülent ECEVİT'İN kendine has demokratik solu da, EKONOMİK gücü bittikten sonra görevini tamamlayacaktır. Ama şunu da itiraf etmeliyim ki 12 Eylülden sonra Türkiye de parti kimliğinde SOL kelimesini hep kullandığı için DSP beni cezp etmiştir.  

Saadet partisi için söylenecek bir şeye gerek duymuyorum. Yukarıda biraz değindim. Mehmet BEKÂROĞLU'NUN geçmişten getirdiği sol mayasın seçimlerde ona yarar sağlamıştır.

Bir sonraki yazımda Akhisar da sosyalist solun %1 inin üzerinden, bir şeyler yazacağım.

6 Nisan 2009 Pazartesi

Yerel Seçimleri Haksız Rekabet Yapanlar Kazandı.1


Yerel Seçimleri Haksız Rekabet Yapanlar Kazandı.1


            Yerel seçim çalışmalarında üzücü üç olay yaşandı. İkisi Sayın H.İ. DOĞAN'IN başına geldi. Çok iyi bir insan olan kardeşi muhtarlık seçimini kazandı, ama bunun sevincini yaşamadan hayatını kaybetti. Bir diğeri ise Yüksek İlkokul mezunu arkadaşımın kalp krizi geçirmesiydi. Üçüncüsü bağımsız belediye başkanının seçim arabasının kazası sonucunda dört arkadaşımızın yaralanması ve bir arkadaşımızın hayatını kaybetmesiydi. (Özden SIDALBEL) Seçimler üç üzücü olayla sona erdi. Kim kazandı, kim kaybetti sorusuna verilecek net cevap: Kaybeden şu süreçte DOĞAN ve SIDALBEL ailesi oldu.İki aileye de baş sağlığı sabır ve geçmiş olsun dileklerimi iletiyorum.  

Düzen partilerinin diktatör genel başkanları yerel seçimlerden bir yıl öncesieki yerel siyasetçileri kendilerine bağımlı hale getirerek, üretimsizliğinin en büyük sorumluları olmuşlardır. Yüz bin nüfuslu Akhisar'ımızda kimin aday olacağına ne partili üyeler ne delegeler ne de ilçe yönetimleri karar verebildi. Temsili demokratik yöntemleri bile uygulamayan diktatör genel başkanlara sitem ederek yazıma başlamak istiyorum. 

Şöyle bir hafızamızı kurcalayalım. Bir yıldır nelerle uğraştık. AKP'nin altı aday adayı üzerinden konuşulanlara değinmek istiyorum Salih HIZLI dan biraz bahsedelim. Asla şahin Hoca'nın,süleymancıların,fettullahcıların,yandan desteklediği biri olduğu için olmazdı. Diğer aday Nakşibendî tarikatına bağlı olduğu için aday olacağı söylendi. Diğer dört aday da milletvekillerinden yandan aldıkları destekle aday adayı oldular. Sonunda Salih HIZLI Şahin Hocanın, Süleymancıların yandan destekli fetullahcıların onayını alarak mı aday yapıldı. Bilemiyoruz. O adayla aday yapanlar arasında bir sırdır.  

Salih Bey hayatı, yaşamı insanları iyi okuyarak stratejik taktiklerle olumsuz durumunu kendi adına olumluya çevirerek haksız rekabetle KAZANDI. Aslında AKP 2004'e göre kaybeden siyasi partidir. Yani Türkiye de AKP' kaybettiği gibi, Akhisar'da da kaybetti oyları düştü. 2004 seçimlerinde 17 700 oy alan Belediye Başkanının şimdi aldığı oy 17 426 yani 2009 da seçmen sayısındaki artışa bakılırsa aslında yerelde ve genelde AKP'nin oylarının düştüğü görülmektedir. 

Bir: Belediye imkânlarını eklersek ekonomik olarak, halkla ilişkiler bölümüne 1,5 trilyon, basın yayın organlarına 850 milyar lira harcanmıştır, Toplamda 2008 yılında 2 trilyon 350 milyar lira para harcandı. İki; kamu kurumlarının imkânlarını kullandığı gibi alanlarını da kullanmıştır. Hazine yardımlarından alınan paradan Akhisar'a ne kadar düştü? Parti genel merkezinden gelen miktarın ne kadar olduğunu da bilemiyoruz 2009 da neler harcandığını bilemiyoruz?  Harcamaları bundan sonraki süreçte ilçemizde yerel köşe yazarı kimliğimle takipçisi olacağım. Akhisar halkını buradan bilgilendirmeye çalışacağım.

 
Kazanan tabi'ki AKP'nin Belediye Başkan adayı oldu. Ve AKP'nin dokuzu belediye meclis üyesi, sıralaması ve üç kontenjan adayı toplam on iki meclis üyeleriyle birlikte kazandı. Muhalefet meclis üyeleri de şöyle sıralandı. Yedi MHP,beş CHP,bir DSP kazandı.Toplam on üç muhalefet meclis üyeleri birinci sırada ipi göğüsledi. AKP'nin bundan sonraki süreçte yapacağı farklı bir şey yok. Esas görev seçim sürecinde muhalif olan MHP, CHP ve DSP'nin meclis üyelerinin olacaktır Gerçek görev muhalefetten bekleniyor. 

 Dün dündür,bugün bugündür demeden. Dün programlarında var olan bakış açılarını yansıtmalarını muhalif Belediye Meclis Üyelerinden bekliyoruz. Dilerim kutsal kardeşlikleri Akhisar halkının kardeşliğinin önüne geçmez.                         

Yani ülke genelinde olduğu gibi ilçemiz de ulusalcı sol-statükocu sosyal demokrasi ile milliyetçi muhafazakâr-dinci çevrelerce yönetilecek. Bir; üçüncü yolun mutlaka yaratılması gerekiyor. Din dil ırk ayrımına karşı bu süreçte farklılıklarımızı bir arada yaşama geçirmek gibi bir görevimiz olmalı. İki; bir birinden farkı olmayan herkesin"kendin gibi olma" dayatmasından vazgeçirecek. başka bir yolu mutlaka bulmalıyız. Bu da ilçemizde kaynaklarımızın kullanımında karar alma sürecinde mutlaka yer almakla mümkündür. Bu yalnız Belediye Başkanıyla ve Meclis Üyeleriyle değil, Akhisar halkının doğrudan katılımıyla olmalıdır.

            Halkın çıkarlarının ön planda olması için bir üçüncü yolun, ilçemizde sosyalist solcuların büyük bir bölümünü ayıran dinci-muhafazakâr ve darbeci-ulusalcı hatlar arasında bir üçüncü cephe arayışı 'çağırması' şimdi her zamankinden daha önemli bir gereksinim olmuştur. Bir sonraki yazımda MHP, CHP, DSP, DP, SP ve ANAP'ın yerel seçim sürecini anlatacağım.

4 Nisan 2009 Cumartesi

1 Mayıs'ın Dünya da ve Türkiye de Gelişim Süreci.


1 Mayıs'ın Dünya da ve Türkiye de Gelişim Süreci.



İşçi Sınıfı Gücünü 1 Mayıs'ta Fark etti 

ABD'li işçiler 1886 1 Mayısı'nda 8 saatlik işgünü talebiyle iş bıraktılar. Yüz binleri içine alan bu hareket Avrupa'da karşılık bularak, 1 Mayıs'ı emekçilerin uluslar arası günü haline getirdi. 

ABD'de 1873 yılında başlayan durgunluk işçileri ücretlerin düşürülmesi çalışma saatlerinin uzatılması ve örgütlenmenin yasaklanması gibi saldırılarla karşı karşıya bıraktı. 18 saate kadar uzaya bilen çalışma saatleri karşısında gizli birlikler ve sendikalar etrafında örgütlenen işçiler mücadeleye başladı. 

Hem kalifiye hem kalifiye olmayan işçileri örgütleyen, siyah işçileri örgütleyen, siyah işçileri saflarına katan ve çok sayıda militan kadın örgütçüye sahip olan Emek Şövalyeleri adlı etkili işçi örgütü 1878 de işgününün 8 saat ile sınırlandırılması talebini dile getirdi.8 saatlik iş günü talebi diğer örgütler tarafından da sahiplenerek yaygınlaştı. 1886 yılı Nisan'ında 8 saatlik iş günü mücadelesi iyice yoğunlaştı.1 Mayıs 1886 günü ise işçiler fiilen 8 saat çalışacak ve karara uymayan fabrikalar fiilen engellenecekti. Bu mücadele, işçi sınıfı içerisindeki farklı politik eğilimleri de bir araya getiren ortaklaşma görevi de görmüştü.1Mayıs ta ABD nin pek çok kentinde on binlerce işçinin katılımıyla eylemler ve grevler örgütlendi. Hareketin merkezi konumunda bulunan Chicago da ise yüz binlerce işçi harekete dâhil olmuştu. Chicago deki gösteriyi sabote etme planlarını hayata geçiren polis ise, işe önce işçileri taciz etmekte başladı. 5 6 bin kişilik bir işçi topluluğunun üzerine ateş açan polisler, iki işçiyi öldürdüler. Mayısın ilerlen günlerinde polis saldırganlığının yol açtığı çatışmalar devam etti.7 polis ile 9 işçi daha polis kurşunlarına hedef olarak hayatını kaybetti. Üzerlerine polisler öldürme suçu atılan işçi liderleri idam edildi. İşçilerin cenazesine yarım milyon kişi katıldı. II. ENTERNASYONAL 1889 da ABD li işçilerin ayaklanmasının başladığı 1mayıs gününü uluslararası eylem günü olarak ilan etti.  

Türkiye'nin 1 Mayıs Tarihi 

             Osmanlı döneminde başlayan 1 Mayıs kutlamaları Cumhuriyet döneminde uzun süre yasaklı kaldı. İlk kitlesel 1 Mayıs ise 76 da taksimdeydi.

             Türkiye de ilk 1 Mayıs 1900 lerin başlarında kutlandı. Cumhuriyet in ilanından sonra ise işçilerin 1 Mayıs ı kutlamalarında zorluklar çıkarıldı. 1925 yılında çıkarılan Takrir –i Sükûn kanunuyla birlikte işçi sınıfının tüm örgütlenme haklarıyla birlikte 1 Mayıs da rafa kaldırıldı. 1935'te 1mayıs devlet tarafından BAHAR BAYRAMI ve tatil ilan edildi. 60'lı yıllardaki devrimci yükseliş döneminde 1 Mayıs mücadelenin ana gündemi değildi. Yarım asır süren sessizlik DİSK tarafından 1976 yılında Taksim Meydanında örgütlenen ve on binlerce emekçinin katıldığı mitingle bozuldu. Bu tarihten itibaren 1 Mayıs Meydanı olarak anılamaya başlanan Taksimde 77ve 78 yıllarında da yüz binlerce emekçinin katılımıyla kutlamalar yapıldı. 79 da ise İstanbul'da ilan edilen sıkıyönetim nedeniyle kutlamalar İzmir'e taşındı. 12 Eylül darbecileri 1 Mayıs'ı takvimlerden silmeye çalıştı ancak emekçiler 87'de yaptıkları salon kutlamalarının ardından 88'de sokağa çıktı. 89 yılında ise Taksim zorlandı. İşçi sınıfının en militan unsurlarının direngenliğiyle 1 Mayıs,1992 yılında yasallaştı. 93,94 ve 95 yıllarında Türkiye nin farklı illerinde çeşitli meydanlarda yapılan mitinglerin ardından 1996 yılında Kadıköy 'de 150 bin kişinin katılımıyla 12 Eylül'den sonra yapılan en kitlesel miting gerçekleştirildi. 2000'li yılların başlarında ise İstanbul'daki mitingler İstanbullulardan yalıtık olan Çağlayan Meydanı'na sıkıştırıldı. 2004'te Saraçhane, 2005-2006'da Kadıköy'de kutlanan 1 Mayıs'ların ardından ise Taksim direnişleri yeniden başladı.

             2008 yılın da orantısız güç kullanarak işçi ve demokratik kitle örgütleri DİSK, KESK ve sol sosyalist partiler tarafından direnerek, 2009'da da maalesef ayaklar BAŞ oldu. Bu yıl, “hak verilmez alınır” sloganıyla mücadele edilerek yasal bayram olarak kabul ettirildi. Taksim alanını da mücadele ederek kazanmalıyız.

Evet TAKSİM'DE de ayaklar maalesef BAŞ oldu. Sembolik mücadale ALANIMIZI da kazandık.

Yaşasın ÖRGÜTLÜ mücadalemiz.   

             Üreten biziz yönetende biz olacağız. SÖZ YETKİ KARAR İKTİDAR HALKA! 1977,1989 ve 1996 yıllarında yapılanları unutmadık.

1 Mayıs 1 Mayıs işçinin emekçinin bayramı
Devrimin şanlı yolunda ilerleyen halkların bayramı
Günlerin bugün getirdiği baskı zulüm ve kandır.
Ancak bu böyle gitmez sömürü devam etmez.
Yepyeni bir hayat gelir bizde ve her yerde.

1 Mayıs 1 Mayıs işçinin emekçinin bayramı
Devrimin şanlı yolunda ilerleyen halkların bayramı

Yepyeni bir güneş doğar dağların doruklarından
Mutlu bir hayat filizlenir kavganın ufuklarından
Yurdumun mutlu günleri mutlak gelen gündedir…

1 Mayıs 1 Mayıs işçinin emekçinin bayramı
Devrimin şanlı yolunda ilerleyen halkların bayramı

Ulusların gürleyen sesi yeri göğü sarsıyor.
Halkların nasırlı yumruğu balyoz gibi patlıyor.
Devrimin şanlı dalgası dünyamızı kapsıyor.

Gün gelir gün gelir zorbalar kalmaz gider
Devrimin şanlı yolunda bir kâğıt gibi erir gider...

Yaşasın 1 Mayıs İşçinin Emekçinin BAYRAMI!


24 Mart 2009 Salı

% 80 İz İstersek Kazanırız Fatsa Son!


% 80 İz İstersek Kazanırız Fatsa Son!
30 Yıl Önceki Fatsalı Terzi Fikriyi Akhisar'a Uyarlamak.   
            Üretenlerin yönettiği, yönetenlerin ürettiği Fatsa da öyle bir şenlik düzenlenir ki, bir yerde sinema gösterimi, bir yerde konser, başka bir meydanda folklor, horonlar, halaylar ve dans gösterileri ilçenin her yerine yayılır. Fatsa halkı bütünüyle şenlik organizasyonunda her türlü katkısıyla yer alır. On üç bin civarında nüfusu olan ilçedeki şenliği otuz bin kişi katılır evet yanlış değil Fatsa nüfusunun iki katını aşan bir kitleyle gerçekleşen şenlik.

            Fatsa halkı çevre il ve ilçelerden, hatta uzak diyarlardan gelen bu halka hep birlikte gülüp oynamış hem de onları ağırlamışlardır. Evine misafir olamayanlar organizasyonu yönetenlere bizim eve niye konuk vermediniz benim evde yiyecekmi yok, istirat etme imkânı mı yok diyerek sitem de bulunmuşlardır. Kendi kendine yönetenin mutluluğunu yaşayan halk sömürücü azınlığı ve onların temsilcilerini Demirelleri ya başka il ve ilçelerde de böyle örnek yönetim sergilenirse diye Fatsa'da yeşeren hayata son vermek istemişlerdir.1979 yaz aylarında Çorumda Alevi-Sunni. Atışması çorum körüklenir alev alevdir. Peki, bu olayları kim çıkardı. Adalet Partisi milletvekili Ahmet Cinbek olayları çıkaranlar MHP militanlarıdır. Milli Selamet Partisi milletvekili Şevket Kazan da: “Olayları MHP militanları kışkırttı.” der. İşte tam bu olaylar yaşanırken Çorum Yanıyor diyen Gazetecilere Süleyman Demirel;“Siz çorumu bırakın Fatsa'ya bakın.” der.
            Demirel in bu söylemi Fatsa halkını rahatsız eder. İlçedeki siyasi partileri de rahatsız eder. MSP (Milli Selamet Partisi )AP(Adalet Partisi) CHP ilçe teşkilatları ortak açıklama yaparlar; “Bize sakın dokunmayın biz burada kardeşçe yaşıyoruz. Huzurluyuz, mutluyuz.” Kendi ilçe teşkilatının bize dokunmayın feryadını dinlemeyen Demirel ordu valisi Reşat Akkaya marifetiyle “Nokta Operasyonu” düzenler. Binlerce polis asker Fatsa halkına karşı işkenceli bir saldırı başlatır. Fatsa halkı direne diren'e kırlara çekilir. Terzi Fikri şehri terk etmez. Ne pahasına olursa olsun şehirde direnecektir, o kadar yalanı da kırılırsa boyun eğmez.
            1979 Ekim ayından beri kavgasız gürültüsüz sakin ve huzurlu bir yaşam süren Fatsa halkının huzuru 1980 Temmuzundaki “Nokta Operasyonu” adını verdikleri savaşla bozulur. Bununla da kalmazlar gerici basınlarıyla Fatsa ve Terzi Fikri'yi karalama kampanyası düzenlerler. Bakın Amasya askeri sıkıyönetim mahkemesinde Fikri Sönmez nasıl yanıt verir; “Sayın yargıç ben yirmi beş senedir politikanın içindeyim. Fikirlerimi her yerde açıkladım burada da açıklıyorum. Ben toprak reformunu savundum, bana komünist dediler, fındıkta sömürü ye son verilmesini anlattım, Fatsa sokaklarında beni taşladılar, canımı zor kurtardım. Sonra beni başkan yaptılar. Benim suçum ileri görüşlülüğümden kaynaklanıyor. Bir şeyi on, onbeş sene önce söylüyorum benim suçum bu ben halkın söz ve karar sahibi olması söyledim, bunu da gerçekleştirdim. Şimdi bundan yargılanıyorum. Onbeş, yirmi sene sonra herkes halkın belediyelerde söz ve karar sahibi olması savunacaklardır. Bakın Tercüman gazetesi hakkımda karalama kampanyası başlattı. Günlerdir Fatsa dizisi yayınlanıyor. Paris Komünü gibi Fatsa komünü kurduğumuz, ceza evinde de komün kurduğum, komün hayatı yaşadığım yazılıp duruluyor. Egemen sınıfların borazanlığını yapan Tercümen gazetesi bana komünist diyebilir, ama asla “görevini kötüye kullandı, rüşvet aldı, cebini doldurdu, yoksuzluk yaptı ”diyemez, diyememektedir. Onların destekledikleri, arkasında oldukları belediye başkanları çeşitli yolsuzluklardan yargılanıyorlar. Benim Fatsa halkına götürdüğün hizmetleri bunlar yirmi yılda yapamazlar.”der. Bu tesadüf mü? Hangimiz memlekette hizmet etmiş oluyoruz, bunlar mı vatansever?
            Atina demokrasisini bundan 30 yıl önce hayata geçiren Terzi Fikri kimdir?
             İyi bir teorisyen midir? Hayır!
            İyi bir yazar-çizer midir? Hayır!
            Halkın içinden çıkan, kendini çok iyi yetiştirmiş, halk önderi devrimci bir kişidir.
            Akhisar'ımız da Fatsa deneyiminden esinlenen Özgürlük ve Dayanışma Partisi, Emeğin Partisi ve Halkevleri halka açık toplantılarda Akhisar da neler yapabileceklerini tartıştılar, birlik kurdular herkesin özgürce bir şeyler katabildiği programı savunan insanların katılımıyla 700'e yakın kişinin katıldığı ön seçimle adaylarını belirlediler. Bu seçim sonucuna göre mücadelesini Halkevlerinde yürüten Mehmet Akif Aksezgin (ziraat mühendisi) Bağımsız olarak Belediye Başkanı adayı oldu. Belediye meclis üyeleri de Emep listesinden girmesi kararlaştırıldı.
Dünyamız da, ülkemizde ve Akhisar'ımızda gelir dağılımının adaletsizliğine dur demek için iyi düşünmeli. %25 açlık sınırında %25 yoksulluk sınırında yaşarken toplam % 50 ye yakın kişi tehdit altında. Güçlünün yanında her zaman tavır koyan HALKIMIZA şimdi kendi sayısal gücüne oy vermeli tavrını koymalı. % 25 açlık sınırına düşmemek için. % 25'ni de açlık sınırından kurtarmak için güç olmak zorunda olmalıdır.
            Gelir dağılımının eşitlikçi paylaşım uygulamak, sosyal bir yerel yönetime yönelerek birlik olmalıyız. Büyük tekelci sermayenin soygun düzenine dur demek için, ezilenlerden doğru örgütlemek gerekiyor.
Diğer % 50'nin, % 30'u da yoksulluk sınırına altına düşme tehdidinde. Çok rahat hayat yaşayan % 30 kesiminde iyi düşünüp değerlendirmesi gerekiyor. Hani halk dilinde bir laf var ya “Düşmez kakmaz bir Allah” bir gün düşerseniz o zaman çok geç olabilir.
Tüm dünyanın kanını emen % 20'lik kesiminde dünyada dev şirketlerin sahipleridir. Dünyamızda ki tekelci sermayenin gelişmiş ülkelerdeki zenginlerinin gelişmemiş ülkelerdeki fakirlerle aralarında ekonomik fark 1'e 50'dir.
Ülkemizde de statükocu laik ve sahte İslamcı, dinci iki çevrenin sömürü düzeni devletin olanaklarını seçimlerde ele geçirerek kendi yandaşlarına pay edinmesidir. Ülkemizde tekelci sermayenin zenginlerinin fakirlerle aralarında ekonomik fark 1'e 25'dir. Bu soygun sömürü ve talan düzenine dur demek için % 80'inin iyi düşünmesi gerekiyor. % 20'lik azınlığın oyununa gelmeyelim. Ezilenden yoksuldan dışlanmışlardan ötekileşenlerden yana olmak, sınıfına ihanet etmemek için oylar kendine. Mahalle ve halk meclisleriyle yönetime katılımcı olmak için tüm kaynakları denetlemek. Ve karar almak. Gerektiğinde hesap sormak İÇİN! Oylar Bağımsızlara. Yani kendinize!    
29 Mart seçimlerinde ne olur hep birlikte göreceğiz ama şurası kesin ki bu topraklarda bahar geldiğinde mutlaka FATSA ÇİÇEĞİ açacak. Terzi Fikrinin toprağı bol olsun.





12 Mart 2009 Perşembe

Mart Dünyada Türkiye'de ve Akhisar'da Gelişim Süreci


Mart Dünyada Türkiye'de ve Akhisar'da Gelişim Süreci

            8 Mart 1857 tarihinde ABD'nin New York kentinde 40.000 dokuma işçisi daha iyi çalışma koşulları istemiyle bir tekstil fabrikasında greve başladı. Ancak polisin işçilere saldırması ve işçilerin fabrikaya kilitlenmesi, arkasından da çıkan yangında işçilerin fabrika önünde kurulan barikatlardan kaçamaması sonucunda çoğu kadın 129 işçi can verdi. İşçilerin cenaze törenine 100 bini aşkın kişi katıldı. 26 - 27 Ağustos 1910 tarihinde Danimarka'nın Kopenhag kentinde 2. Enternasyonale bağlı kadınlar toplantısı (Uluslararası Sosyalist Kadınlar Konferansı) düzenlendi. Almanya Sosyal Demokrat Partisi önderlerinden Clara Zetkin, 8 Mart 1857 tarihindeki tekstil fabrikası yangınında ölen kadın işçiler anısına 8 Mart'ın "Dünya Kadınlar Günü" olarak anılması önerisini getirdi. Öneri oybirliğiyle kabul edildi.
            İlk yıllarda belli bir tarih saptanmamıştı ve değişen tarihlerde fakat her zaman ilkbaharda anılıyordu. Tarihin 8 Mart olarak saptanışı 1921'de Moskova'da gerçekleştirilen 3. Uluslararası Kadınlar Konferansı'nda gerçekleşti. Birinci ve İkinci Dünya Savaşı yılları arasında bazı ülkelerde anılması yasaklanan Dünya Kadınlar Günü, 1960'lı yılların sonunda Amerika Birleşik Devletleri'nde de anmaya başlanmasıyla daha güçlü bir şekilde gündeme geldi. Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, 16 Aralık 1977 tarihinde 8 Mart'ın "Dünya Kadınlar Günü" olarak anılmasını kabul etti.
Türkiye'de 8 Mart Kadınlar Günü
            Türkiye'de 8 Mart Dünya Kadınlar Günü ilk kez 1921 yılında "Kadınlar Günü" olarak kutlanmaya başlandı. 1975 yılında daha yaygın olarak kutlandı ve sokağa taşındı. "Birleşmiş Milletler Kadınların On Yılı" programından Türkiye'nin de etkilenmesiyle, 1975 yılında "Türkiye de 1975 Kadın Yılı" kongresi yapıldı. 1980 darbesinden sonra dört yıl süreyle herhangi bir kutlama yapılmadı. 1984'ten itibaren her yıl çeşitli kadın örgütleri tarafından "Dünya Kadınlar Günü" kutlanmaya başlandı.
Akhisar'ımızda 8 Mart dünya kadınlar günü
            Dünya kadınlar günü 1996 yılı öncelerinde kutlanmıyordu. Ta ki 10 Ocak 1996 yılında kurulan Özgürlük ve Dayanışma Partisi (ÖDP) o yıl 8 Mart'ı kutlamasına kadar… 1996 yılındaki kutlama insanları bilinçlendirdi ve daha sonraki yıllarda periyodik olarak kutlandı. Akhisar'ımızda 5 yılda bir yerel ve genel seçimlere denk gelen 8 Mart Dünya Kadınlar Günü partiler tarafından da kutlanır. Güzel olan, 1857 yılında acıyla ve mücadele ile elde edilmiş, evrensel anlamı olan günün her yerde kutlanmasıdır.8 Mart'ı Akhisar da seçim maratonu içinde olan siyasal yapılar, kendilerine göre faklı anlamlar katarak kutladılar. Bir yapı var ki; bu günü anlamına uygun şekilde ve içini boşaltmadan kutladı. Bu yapı Halkçı Yerel Yönetim platformuydu. Bu kutlama 8 Mart'ın anlamına uygun kutlandı. Her yıl 8 Mart'ı 1857 yılında hayatlarını kaybeden kadınların adına verdikleri sınıfsal mücadele bilinciyle kutladılar. Bundan sonraki yıllarda da anlamına uygun şekilde kutlanacağına inanıyorum.
            Diğer siyasal yapılara gelince…
8 Mart Dini, Milli bayramlarımız, Anneler günü Babalar günü Sevgililer günü kadar önemlidir. Hayatımızın bir parçası olan emekçi, çalışan, çalışmayan tüm kadınların günüdür. Bu yüzden bu günün kesinlikle basite alınmaması gerekir. Peki diğer siyasal yapılar neden 8 Mart'ın önemini vurgulamak ve bu günün önemini anlatacak çalışmalar yapmak yerine basit bir günmüş gibi içeriği ve tarihteki anlamı yok edilerek kutlandı?
            1857 yılında olduğu gibi. Bugünde dünyadaki kadınlar aynı sıkıntıları çekiyor. Tekstil işçileri, eşit işe eşit ücret, 8 saat çalışma ve yaşam haklarını istemektedirler. Sendikasızlaştırma alabildiğince taşeronlaşma adı altında devam ediyor. İşten çıkarılan kadınlar sokakta kalıyor. Dünyayı yöneten kapitalist anlayış, daha çok kazanma hırsıyla savaşlar çıkararak milli ve dini duyguları kullanarak emek sermaye çelişkisinin önüne geçiyorlar. Kadınların böyle sıkıntılar yaşadığı dünyada, nasıl bir durum içinde olduklarını anlatan tek günün bu kadar basite alınmaması ve anlamına uygun şekilde kutlanması gerekiyor.
Halkçı yerel yönetim platformunun etkinliği…
              Gecenin açılış konuşmasını EMEP Belediye Meclis Üyesi Adayı Serpil SÜSLÜ yaptı. Diğer EMEP Üyesi  işçi Zeynep YILDIZ ve Bağımsız Belediye Başkan adayı Mehmet Akif AKSEZGİN günün anlam ve önemini dile getiren konuşmalar yaptılar.
            Çok coşkulu bir gece oldu. Emeği geçen herkese teşekkürler. Çok kültürlü çok kimlikli görünümden dolayı çok mutlu oldum.
             Özgün müzik, rock ve rap müzik şiir ve Değişim Tiyatrosu oyuncuları skeçlerle, gençlerin oluşturduğu Kabile Grubu rap şarkılarıyla gecede yer aldı. Halil Yıldız, Özcan Güler, Asil Deniz, Gökhan Seyrek, Hasan Koray Ünlü ve Erhan Koçak'tan oluşan müzik topluluğu da geceye katılanlara müzik ziyafeti vererek, türkülerini salonu dolduranlarla birlikte söylediler. Gece çekilen halaylarla sona erdi.





7 Mart 2009 Cumartesi

TBMM ve Başbakan'a Kriz Önerisi. Açık Mektup


TBMM ve Başbakan'a Kriz Önerisi. Açık Mektup         

            Son yirmi yıllık yaşamımızda dünyamız, ülkemiz ve şehrimizde aşırı bir şekilde fakirleşen halkımızın kayıpları, küçük bir azınlığın haksız bir şekilde zengin olmasına yol açıyor.
 

      Yıllardır Koçlar, Sabancılar, Ayhan Şahenkler, Akhisar'ımızdaki şirket KESKİNOĞLU konuştu,onları dinlediniz isteklerini yerine getirdiniz. IMF politikalarını uyguladınız. Para babalarının yurt dışı borçlarına devlet garantisi verdiniz. Bütün bankalara para aktararak yüz milyonlarca lirayı bir avuç azınlığa hediye ettiniz. Borçlarını sildiniz. Halka kemerleri sıkalım dediniz, acı reçeteyi içelim; düzeleceğiz, herkes refaha ulaşacak dediniz. Artık bıçak kemiğe dayandı. Onurlu yurttaşlar olarak sadaka istemiyoruz haklı taleplerimizi yerine getirin yeter diyoruz.

       1.       Esnaf odalarından doğru mesleki eğitimin geliştirerek ücretsiz seminer ve kurslar verilsin.
2.       Esnaf çıraklarının yeni çıkan sosyal güvelik yasasından mağdur olmamaları için gerekli yasal düzenlemeler yapılsın.
3.       Esnafların vergi dairesine olan borçların faizlerinin silip, ana borçları uzun vadede taksitlendirilsin.
4.       Bağ-Kur ve SSK borçlarının faizleri silinip, ana borçları uzun vadede taksitlendirilsin.
5.       Esnaf Kefalet Kooperatiflerinden doğru tüm esnafımıza 0 faizle kredi verilsin.
6.       Esnafların Esnaf Kefalet Kooperatiflerine olan borçlarının faizlerinin silinerek, taksitlendirilsin
7.       Nereden buldun? Yasası çıkartılarak, meslek gruplarından tekelleşmenin hesabı sorulsun.   
8.       Tarımsal kredilerden doğan haciz işlemleri hemen durdurulsun.  Özel bankalara da olan tarımsal krediler 2-3 yıllık taksitlendirilsin.
9.       Kredi kartı borçları makul bir faiz uygulanarak taksitlendirilsin.
10.   İşten çıkarmalar yasaklansın.
11.   Herkese yurttaşlık geliri verilsin.
12.   Emekli maaşlarına gülünç zam yerine en az 150 liralık zamlar uygulansın.
13.   Asgari ücretlilerden vergi kaldırılsın.
14.   İşsizliği önlemek için çalışma saati haftalık 35 saat uygulansın.
15.   Sosyal güvencesiz çalışanlar derhal güvenceye kavuşturulsun.
16.   Ev kadınlarının aile içi emeği de görülerek Emeklilik hakları verilsin.
17.   Gerçekten üretim yapan küçük üreticiler Araç-gereç, mazot, gübre gibi destekler yeterli düzeyde yapılsın.
18 .  %80'ni işçilerden kesilen 133 milyar TL paranın yasal süreleri kısaltılarak işsizlere verilsin.
19.   Bağ-Kur borçlularının pirim tutarı asgari 223,11 brüt 666,00 üçe bölünüyor. Bir kısa vadeli sigorta %1 tutar 6,66 TL iki genel sağlık sigortası %12 83,25 TL tutar üç malullük, yaşlılık ve ölüm sigortası %20 133,20 TL toplam %33,5 tutar 223,11 brüt 666,00  
 Bağ-kur borcu olanlar sağlık tan yararlanmıyor. Aylık 83,25 artı faiz faizleriyle birlikte SİLİNSİN.