28 Aralık 2011 Çarşamba

Yerel İktidarın İkinci Dönemi de Halkımıza Her Ay 1 Milyon TL (1 Trilyon) Borç Ödetecek!

Yerel İktidarın İkinci Dönemi de Halkımıza Her Ay 1 Milyon TL (1 Trilyon) Borç Ödetecek!

AKP iktidarı ABD-AB sermayesi tarafından allanıp pullanıp 2002–2004 yıllarında genel-yerel seçimlerde sorunları çözmek için getirildi. Ülkede birçok siyasi yapılar yönetmişti; yerelimizi ve genelimizi hepsi yalancı çıktı. Bunlar denenmemişti rahmani duyguları vardır diye. Ülkemizin ve İlçemizin insanları vaatlerine inandı, güvendi, oy verdi. 2011 yılını da geride bıraktığımız bu günlerde tüm vaatleri koca bir yalan çıktı! Çünkü diğerlerinden daha çok kayırdılar yandaşlarını… Hukuksuzluğun baskıların en çok yaşandığı dönem olmuştur. Kendilerinden başka herkes terörist, herkesi yasa dışı ilan ederek insan hakları, basın özgürlüğü diğer bir şey bırakmadılar. Yandaş basınlarının dışında, muhalif olan her basın mensubuna kılıflar uydurarak, günlük yaşamlarını adım adım takip ederek, tele kulaklarıyla, her yeri özel yaşamlarına kadar dinleyerek, başlarına çorap ördüler. Ve bunun adına da ileri demokrasi dediler. Aslında bunun adı demokrasi değil; R.Tayip Erdoğan tek adamlı diktatörlüğüdür.

Genel iktidarın 9 yılık ekonomik gerçekleri görünen iki işin dışında yapılan hiçbir icraatları yoktur. Onlarda duble yol, TOKİ evleri. Duble yolların ekonomisinin nerelerden karşılandığı herkes tarafından biliniyor. Biri SSK’lı çalışan işçilerin ola ki bir gün işsiz kaldıklarında fonlarında biriken paraları geçicide olsa yaşam mücadelelerine katkısı olur diye birikimleridir. İkincisi ise 17 Ağustos depremi sonrası yaşananlardan ders çıkarılarak getirilen deprem vergileridir. Oysa duble yol yerine, toplu taşımacılık geliştirilseydi, hem trafik canavarında bir çok yurttaşımızı yitirmemiş olurduk, hem de dünyadaki otomotiv-petrol şirketleri halkları sömürerek devleşmezlerdi; hem de dolaylı yollardan yandaşlara işçilerin alın terini ve depremzedelerin haklarını aktarılmazdı. Toki evleri ise yine ticari bir yatırım olarak halkı beş on yıl borçlandırılarak kira öder gibi ev sahibi olun propagandası ön plana çıkarılarak, yapılan yerlere ulaşım harcamasıyla birlikte üç kira bedeli alınıyor. Buda beş yıllık borçlu olan kişinin, on beş yıllık geliri ticari kişilerin hanesine artı değer olarak aktarılması anlamına geliyor.

Her Aralık ayı Ülkemizin-İlçemizin bütçe yalanları ile yine görüşüldü açıklar vererek, kılıflarına uydurularak kararlara bağlandı. Yine çok palavralar dinledik Türkiye Büyük Millet Meclisinde dinlediklerimiz gibi. Son Akhisar belediye meclisinde de dinledik.
Gerçeği sosyalist ekonomist Korkut Boratav söylüyor: Yazıları tavsiye edilir. İkinci lale devri de bitti… Necati Doğruda şöyle diyor. İyi de, lalelerin hesabını her zaman olduğu gibi yine biz açlar mı ödeyeceğiz?  Haramzadelerin gırtlaklarına yapışıp yandaş ve yedi sülalelerine varana dek, tüm malvarlıklarını devletleştirip, bu topluma parazitlerini uranyum madenlerine karın tokluğuna çalışmaya ne zaman göndereceğiz! Diyorlar.

Diğer baş belası da cari açık 2011 Kasım ayı itibariyle 65 milyar dolar olduğu; yılsonuna kadar da 70 milyar doların üstünde olacağıdır. Cari açık denen nedir; bir ülkenin ürettiğinden fazla harcaması anlamına gelen kavramdır. Devlet-hükümet elini eteğini her şeyden çekerken, sorumluluğu bana ait değil der. Peki, o zaman kime ait? Özel sektöre. İyi de özel sektör adına kefil kimdir? Devlet-hükümet battığında iflas ettiğinde kim ödeyecektir? Borcu devlet-hükümet dolaylı yoldan ülke insanı ödeyecek. Bu hızla giderse Orta Vadeli Program da (OVP)  şöyle diyor. 2012–2014 arası toplam 200 milyar cari açık öngörülüyor. Üretmeden tüketen toplumun geleceği olur mu? Evet, her geçen gün geleceğimizi ipotek altına alanlar ülke ve dünya sermayesidir. Yani kısacası dünya halklarının hiç borcu bitmeyecek yaşamları boyunca, kendilerinin ve çocuklarının geleceği hep KARANLIK OLACAKTIR.
AKHİSAR BELEDİYESİ 2012 YILIN DA KREDİYLE BÜTÇESİ 105 MİLYON.   
İlçemizin deki oligarşi yerel yöneticilerimizde Akhisar’ımızın geleceğine 7 yıldır sermayenin lehinde yön veriyor. Önceki yıllarda istihdamı azaltacak alt yapı çalışması yerine dönüşümü olmayan yatırımları ön planda tutarak, yandaş şirketlere belediyenin (Akhisar halkının) gelirleri aktarılmıştır ve aktarılacaktır.
2011 yılı bütçesi yüzde yüze varan artışla 105 milyon (trilyon) çıkarılmıştır. Geçtiğimiz yıl 58 milyon olan bütçe, 30 milyona varan açık geleceğimizi borçlandırılarak ipotek altına alınmıştır. Bu yılda 76 milyon bütçe 29 milyon iller bankasından alınacak stadyum için kredi ile 105 milyona çıkarılmıştır. 30 milyon varan açık iller bankasından alınan krediyle karşılanmaktadır. Geçtiğimiz 7 yılda istihdama yönelik altyapı çalışması yerine çok fazla getirisi olmayan yatırımlar yapılmıştır. Sayın belediye yöneticileri sizler hala yaşadığınız gibi düşünmekte olun; ilçemizin tüm gelirlerini çarçur edin, küçük bir azınlığın mutlu olması için harcamalar yapın; Akhisar da yaşayan halkımız muhalif yazılarımla neler yaptığınızı öğrenmektedir. İlk döneminizde yapılan anlamsız harcamalarınız bu dönemde hız kesmeden devam ediyor. İlk dönemde beton yığınınıza ve diğer 5 çalışmalara harcadığınız olmayan paramızı on yıl 330 bin lira(milyar) her ay ödeyeceğiz. İkinci dönemimizde de çalışmalarınızla endüstriyel tarıma yol (ulusal zeytin kongresi) açmaktasınız. Önümüzdeki yılda endüstriyel futbola yatırım yapmak için tüm halkımızı borçlandırıyorsunuz. Gelirlerimizi halkın çıkarı için yatay bir şekilde harcamadığınız için, bunun mutlaka hesabı siyaseten sorulacaktır. Ticari kafanız dikey bir yatırıma ve tüccarlığa dönüşüyor. Buda kamusal alana (halk yararı) değil; küçük bir azınlığın çıkarına dönüşüyor.     


Sonuç olarak birinci dönemin 13 milyon kredi için on yıl ödenecek faturası 330 bin liradır. İkinci dönem için ise alınacak 29 milyon kredi karşılığında 700 bin (milyar) lira toplam tahmini 1 milyon (trilyon) liraya yükselebilir. Borç yiyen kesesinden yer, kese kimindir? Akhisar halkının! O zaman bizlere sormadan geri dönüşümü olmayan yatırımlara müdahale etme hakkı doğmaz mı?

Not: Geçtiğimiz dönem belediyemiz aldığı krediyle şu yatırımları yaptı.
Belediye Binası, Gölet, Gıda Çarşısı, Mezbaha, İş Makinesi ve Kanalizasyon yapılan yatırımlardır.

BirGün Gazetesinin ekonomi sayfasından bir söz: Halkın ücretleri büyümüyorsa ekonomimiz kime büyüyor?

Ekonomi üzerine iki önemli yazı linki tavsiye edilir. 

Haydan gelen…

 

4 Aralık 2011 Pazar

Niyet Özür Dilemek mi? Yoksa Tek Adam Olmak mı?


Niyet Özür Dilemek mi? Yoksa Tek Adam Olmak mı?     

Tabi ki özür dilenmeli. Devlet-Hükümet-Parlamento da diğer siyasi partiler de özür dilemeli. Kimlerden: kimlik, inanç ve kültürlerinden dolayı mağdur kalanlardan Alevlilerden-Kürtlerden-Rumlardan-Ermelilerden-Romanlardan özür dilenmeli. Yani bu ülkede yaşayan kimler ötekileştirildiyse, kimler inançlarından ve kimliklerinden dolayı zulme uğradıysa uğratanların tüm siyasi yapıları parlamento da basının önünde hakları iade edilerek özür dilenmelidir.
            Osmanlı döneminde başlayan Aleviliğin yasaklanması 1826 yılında Yeniçerililerin kapatılmasıyla başlayan süreç Dersim, Maraş, Çoruma, Sivas ve Gazi olaylarına kadar varmış, binlerce kişinin hayatını kaybetmesine neden olmuştur. Yaşanan bunca olumsuzluklardan sonra açılım adı altında devletin, hükümetin, AKP’nin içi boş alevi açılımı da yaşandı. Her şeyi kurcalayan, özürde dileyen ama hiçbir çözüm üretmeyen, çözümü sorun yaşayan kişilere göre değil kendine göre önerileri ortada bırakan ve bunun üzerinden siyasi rant elde eden bir başbakan özür diledi. Aslında hedefi tek adamlı iktidar, açılım diye başlattığı yalan önerilerin varacağı yer çıkmaz sokaktadır. Çünkü samimi olmadığını tüm farklı sorun yaşayanlar tarafından yaşananları görmektedir. Diktatörler hedeflediği yere ulaşmak için, her şey mubahtır anlayışı, siyasi, sosyal ve ekonomik çözümsüzlük her yere bulaşmaya ve hiçbir çözüm üretmeyen, sadece suni gündem yaratarak halkı meşgul ederek hedefe ulaşmak istemektedirler.

            İktidarlar şunu da bilmelidir ki, tepeye tırmanırken kimlere ne söz verdiysen, kimlere kazığı attıysan, bir gün inişe geçtiğinde elinden tutan olmaz. Tarih bir gün ANAP iktidarı gibi yapar; tarihten siler. O kadar çoğaldı ki kazıklar şimdi de devletin tüm kurumlarını kendine güdümlü yaparak, baskıcı otoriter yapısıyla tutuklamalar, göz altılarla korku imparatorluğu yaratmaktadır. Yani bir taraftan tavşana kaç diğer taraftan tazıya tut demek istemektedir. Dilenilen özür samimi değildir.

Aslında yukarda ki adını saydığımız inanç ve kimliklerinden dolayı özür dilenenlerin,  dışında bir kesim var ki, kurtuluş savaşından döneminde ve cumhuriyetin kuruluşundan bu yana yaşanabilir bir ülke yaratmak için mücadele veren KOMÜNİSTLERDEN, SOSYALİSTLERDEN VE DEVRİMCİLERDEN’DE özür dilenmeli. ittihat ve terakki sonrası tek partili dönemin partisi olan CHP ve içinde DP kurucularının da olduğu tek başlı gibi görünen, aslında bu ülkenin ulusalcı, milliyetçi, muhafazakâr demokratlar ve liberal çevrelerinin olduğu ve kuruluşu öncesi ve sonrası 1915–1918–1920 yıllarında soykırım ve faili meçhul cinayetlerin yaşandığı yıllardır. Mustafa Suphi ve 15 arkadaşını kurtuluş savaşı döneminde emperyalistlere karşı verilen bağımsızlık mücadelesine karşılık katledilmişlerdir. Ermenilerde her platform da soykırım iddiası ülkemizi sıkıntıya sokmaktadır. Ve savaş döneminde Sovyetler den aldığı yardımlara karşılık birlikte hareket etmemiş, tarih boyu siyaseten hep kazık atılmıştır. Ve sonraki süreçte TKP’NİN kurucuları olan Nazım Hikmet ve arkadaşları yaşadığı zorlu cezaevi yaşamları bu ülkeyi terk etmesine neden olmuştur. Şimdi dünyanın en büyük şairlerinden olan Nazım Hikmet dönemin hükümetleri tarafından da vatan haini ilan edilmiştir.

Gerek 1920 yılında yaşanan Trabzon da ki katliam. Sırasıyla 1938 Dersim. İstanbul da 1955 deki 6–7 Eylül olayları. 1963 yılında özel yetkiliyle kurulmuş olan “komünizmle mücadele dernekleri” sonrası gelişen katliamlar. 12 Mart muhtırası öncesi ve sonrası yaşanan 6. filo defol eylemleriyle başlayan ABD güdümlü yönetim anlayışı, 12 Eylül 1980 darbesine kadar devam etmiştir. Sonrası piyasacı liberal düzen hep ABD-AB güdümlü devam ederek, tüm muhalif kesimler susturulmuştur. Sovyetlerin çöküşüyle birlikte tek kutuplu dünyaca yönetilen ABD’NİN hegomanyası bölgede ve ülkemizde savaşların katliamların ardı arkası kesilmemiştir. 2000’lerde allayıp pullanan AKP ve Recep Tayip Erdoğan Neo-liberal politikalara teslim edilmiş, bölgemizde üçüncü paylamış savaşının eş başkanlığını yapmaktadır.

Özürlerin sayısı o kadar çoğaldı ki, bu ülkenin insanlarının önüne her platformda Ermeni, Alevi, Kürt, Afganistan, Irak, Libya ve Suriye gibi sorunlar çıkacaktır. Bölgemizde 1980 sonrası hükümetlerin ABD-AB güdümlü yanlış politikaları, ülkelerin iç işleyişine karışmamız sonucunda kan gözyaşı ve savaşlarla doldu.


Not: Alman iki Başbakanın Brandt-Merkel 1970–2011 yılarında özrü dikkate alınmalı. Biri 2. dünya savaşında Nazilerin, Yahudilere yaptığı soykırımdan dolayı. DİZ ÇÖKEREK ÖZÜR DİLEMESİ. İkincisi geçtiğimiz günlerde 8 Türk’ün yine Naziler tarafından öldürüldüğü tahmin edilen olaylardan dolayı ÖZÜR DİLENMESİ.

Evet, Sayın Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı yaşanılan katliamların nedeni, TÜRK İslam diğer bir adıyla İSLAM Türk dayatmasının devlet anlayışıdır. Bu yüzden yapmacıktan özür olmaz. Gerçekten samimi olsaydınız, hemen tartışmaların başladığı günlerde meclis de verilen araştırma komisyonu önergesine destek verirdiniz. Ama maalesef her şeyde olduğu gibi tartışma yaratarak ortada bırakmayı huy edindiniz, çünkü sizin için amaç hedefe ulaşmaktır. Tek Adam! Tek Devlet! Tek Kimlik! Tek İnanç!   

26 Kasım 2011 Cumartesi

Televizyon Şeytan İcadıdır. Şeytan İcadını Kullananlar Kimdir?

Televizyon Şeytan İcadıdır. Şeytan İcadını Kullananlar Kimdir? 


Medya-sermayenin yarattığı iktidara güven binde dört. Ama aldığı oy yüzde elli. Yapılan araştırmaya göre medyaya güven binde dört. Maalesef güvensiz medyanın yarattığı iktidarlar yönetiyor bizleri ve ülkemizi. İki sermaye grubunun yarattığı reel olmayan yaşam hayatımızı belirliyor. Büyük medya patronlarının güdümüne girmiş çalışanlar, iktidarın ve sermayenin borazancılığını yapmaktalar. Kim ağzını açsa, gerçeği yansıtsa, iktidar tarafından şamar oğlanına ve kadınına dönmekteler. Sermayenin-devletin-iktidarın güdümüne giremeyenlerin ise seslerinin duyulması çok zor oluyor. Azıcık duyurmaya çalışanlar ise bir anda kendini özel yetkili savcılar tarafından yargılanmakta buluyor. Görsel ve yazılı basının yansıtmadığı doğrularla demokratik ülke olmamız mümkün mü? İktidarın tekeline girmiş bu basın ve medya grubuyla sorunlarımız nasıl çözülür?

Her akşam milyonları karşısına alan televizyonun oyuncağı olmaktayız. Sosyal ve toplumsal yaşamımızı düzenleyen, yönlendiren güç olan sermaye medyasının esiri konumundayız. Kullandığı dil ile yansıttığı değersiz haberlerle toplumu kamplara bölmekte ve düşmanlık tohumları ekmekteler. Halkın sorununa çare olmayan faşizan dili yansıtarak ülke insanımızı kin ve nefrete yönlendirmekteler. Ülkenin kaderi, TÜSİAD’ın ve MÜSİAD’ın elinde. Bunun yanı sıra Ulusalcı-Milliyetçi ve “Yetmez Ama Evetçi” liberal arabulucularının ellerindedir. TÜSİAD’ın 12 Eylül 1980 darbesiyle başlayan süreç, emekçilerin ve işçi sınıfının üzerine çöken kâbus hala devam etmektedir. Özelleştirme politikalarını tekelci kapitalist medya gücüyle hayata geçirmekteler. Sendikasız ve güvencesiz işçi sınıfının sesi duyulmamaktadır. MÜSİAD çevresinin ise, darbe dönemleri ve öncesi cemaatler televizyonların şeytan icadı olduğunu, izlenmesinin günah olduğunu söylerlerdi. Şimdi ise cemaat ve tarikatların büyük bir bölümünü elinde bulunduran medya ve basın hiçbir siyasi güçte yok. 2012 yılına geldiğimiz bu günlerde Neo-liberalizmin tüm politikalarını iliklerimize kadar işleten ve onun tüm yaşam alanlarında içselleşen cemaat ve tarikatlar kendi değimlerinle şeytan icadı medya sahipleri mi oldular? Ulusalcı-Milliyetçi çevreler ise görsel ve yazılı basını ise nasyonal ırkçı söylemlerle faşizmi körüklemekteler. TÜSİAD-MÜSİAD ve Ulusalcı-Milliyetçi çevrelerin medyalarında gezen bukalemun liberaller maymunları ise arabulucu rollerini üstlenmekteler.

Ülkemizdeki iktidara gaz vermek yetmediğinde ise dışardan Neo-liberalizmin                                    medya tekelleri imdadına yetişiyor. “Times” gazetesi kendini dünyanın en iyileri arasına sokan bozuk düzenin-sistemin dünya çapında borazanlığını yapmaktadır. Başbakanı da geçtiğimiz günlerde kapak yapmıştır.   

Evet, böyle bir medya-basın gücünün tüm enstrümanlarını eline geçiren iktidar-cemaat-tarikat, Ergenekon operasyonlarıyla 2. cumhuriyetçileri de (Taraf Gazetesi ve ben zeri liberal çevreler) kullanarak iyi yol aldı. Açılım adı altında başlattığı Kürt açılımı KCK BDP operasyonlarıyla da sindirip, otoriter devlet yapısıyla, bundan böyle BirGün gazetesi köşe yazarı Metin Çulhaoğlu da belirttiği gibi, ilk iki konuda “Taraf” olan iktidar anti-komünist “Akit” olduğunu gösterecektir.

Dokuz yıldır genel, yedi yıldır yerel iktidar olan AKP yukardan aşağıya baskı gücü gün geçtikçe artmaktadır. Muhaliflere düşen görev ise aşağıdan yukarıya doğru hayatın tüm yaşam alanlarını örgütlemektir. Bu yüzden yerel siyasetin basının-köşe yazarlarının önemi gün geçtikçe artmaktadır.  

Doğrudan katılımcı demokrasiyi benimsemiş biri olarak üzerime düşen görevi yerine getirmek için iki önemli yöntemi elimden geldiğince hayata geçirmeye çalışacağım. Biri yalan haberlerle halkı kandıran devlet-iktidar-basın–medya ordusuna karşı GERÇEK BİLGİYİ TOPLUMSALLAŞTIRMAK, TOPLUMU BİLGİLENDİRMEK. Bu doğrultuda alınan kararların kendisiyle ilgisi olmadığını öğrenen toplumumuz ise mutlaka siyaset doğrudan dahil olacaktır. İkincisi ise TOPLUMUMUZ SİYASALLAŞACAK SİYASET TOPLUMSALLAŞACAKTIR. Böylece halkımız soru soran, sorgulayan konuma gelerek Eşitlik ve Özgürlük talepleri için kendi iktidarını kurma yollarını bulacaktır. 


Yazının sözü: Düşünce özgürlüğünün lehindeki temel sav, bütün inançlarımızın kuşku götürür olmasıdır. BERTRAND RUSSELL

Not: BirGün gazetesi yazarı Hande Demircioğlu’nun 24.11.2011 tarihindeki yazısından son paragrafının Lenin’e ait bölümünü sizlerle paylaşmak istiyorum.      

“Propaganda, toplumun görüş ve davranışını, kişilerin belirli bir görüşü, belirli bir davranışını benimsemelerini sağlayacak biçimde etkileme girişimidir. Şöyle de söylenebilir; Propaganda, kitleye yönelik bir dildir; radyo, basın, sinema yoluyla kitleye ulaştırılan sözler ya da daha başka simgeler kullanılır. Propagandacının ereği propagandanın kapsamına alınan, birer propaganda konusu olan noktalarda, kitlelerin tutumunu etkilemektedir.”

Politik propaganda yirminci yüzyılın ilkyarısının başta gelen olgularından biri oldu. Tüm çağlarda, politikacılar, devlet adamları, diktatörler, kişilerin kendilerine ve yönetim düzenlerine bağlılığını arttırmaya çalıştılar ve bunu propagandanın gücüyle yaptılar. Çağdaş totalitarizmin güçlerinin sıralanışında, ilk sıra tartışma götürmez bir biçimde politik propagandanındır.  Önemli olan bütün toplum katmanlarında kargaşa çıkarmak, propaganda yapmaktır, der Lenin. Linke tıklayıp yazıya ulaşabilirsiniz.  http://www.birgun.net/writer_index.php?category_code=1186995203&news_code=1322143242&year=2011&month=11&day=24


15 Kasım 2011 Salı

Esnaflarımızın Derin Ahilik Felsefesi Hangi İnanç ve Kültüre Aittir. 2


Esnaflarımızın Derin Ahilik Felsefesi Hangi İnanç ve Kültüre Aittir. 2



Ahilik-Lonca, esnaf, sanatkâr ve zanaatkârların örgütlenmesinin başlangıcıdır. 13. yüzyılın başlarında etkili olup, günümüzde devam eden en köklü derin esnaf felsefesine sahiptir.
Anadolu’da yaygınlaşan bu örgütlenme 13.Yüzyılda yaşayan Ahi Evren Veli’nin öncülüğüyle önem kazanmıştır. “Ahilik” sözcüğü Arapça “kardeşim” anlamına gelen “ahi”den türemiştir, dolaysıyla kurucusu Araplardır. Kökeni Ali’ye bağlıdır. Dahası alevi bir olmasıdır. Sonrasında 1300’lerin ortalarında kurulan Yeniçeri Ocağı’nın kuruluşuyla işlevini yitiren Ahi Ocağı hala günümüz de her yıl 12–18 Ekim günlerin de kutlanmaktadır. Yeniçeri Ocağı’nın kuruluşu ile başlayan süreç Osmanlı döneminde birçok roller üstlenmiş, sonraları haksızlıklara başkaldırısı olarak tarihe geçmiştir. Başlangıç ve bitiş tarihleri olan 1362–1826 tarihler aynı zamana da Osmanlı topraklarında Aleviliğin yasaklanma tarihidir. Yeniçeriler Bektaşilik kurallarına göre yetiştirilirdi. Bu nedenle Yenişehirliler tarihte Hacı Bektaş-ı Veli çocukları da denilirdi. Ocağın kurucusu Hacı Bektaş-ı Veli olarak kabul edilirdi. Seferlere giderken yanlarında daima Bektaşi dede ve babaları eşlik ederdi. Bugün Balkanların her köşesine Bektaşiliği yeniçeriler taşımıştır.
1826 Sonrası çeşitli meslek guruplarının Lonca- Esnaf Cemiyetleriyle Cumhuriyet dönemine kadar sürmüştür. Cumhuriyetin kuruluşuyla birlikte tek partili dönem de başlayan Halk Evleri- süreci sonrası da Köy enstitülerinin esnaflarımızın sosyal, kültürel ve sanatsal yönlerini açığa çıkararak, küçük üretici ve küçük esnafların gelişmesinde büyük önem kazandırmıştır. Daha sonra ki süreçlerde ise bağımsız yasal statüye giren esnaflarımız 18 Kasım 1943 tarihinde 4355 sayılı Ticaret ve Sanayi Odaları, Esnaf Odaları, Ticaret Borsaları Kanunu yayınlanmıştır. 25 Nisan 1949  tarihinde 5373 sayılı Esnaf Dernekleri ve Esnaf Birlikleri Kanunu çıkarılmış ve esnaf ve sanatkârlarımızın bağımsız ilk örgütlenmeleri sağlanmıştır.

Sonuç olarak neden böyle bir tarihi araştırma yaparak özet açıklama yapmak zorunda kaldım. Yaklaşık on yıldır Ahilik felsefesine sahip çıkanlar, neden özünün hangi inanç-kültüre ait olduğunu saklamaktalar. Sorun Ahilik Felsefenin alevi suni olması değil. Zulmü yapanlar sıkıştıklarında zulüm yaptıklarının değerlerine neden sahip çıkarlar. Vicdanen rahatsız olduklarından değil yapacak bir şeyleri kalmadıklarındandır. Ezenlerin ezilenlerden öğreneceği çok şeyler vardır. (İnsanlaşırlarsa) Çünkü ezilenler ezilirken-horlanırken-ötekileştirilirken onlar gibi olmamayı ilke edinirler.



Yazı dizisinin birincisinin linki ve yazı başlığı. Esnaf ve Sanatkârlar Mülksüzleştirilmeye Karşı ne Yapmalı 1 http://www.akhisarhaber.com/author_article_detail.php?id=410


Kaynak bilgilerin linkleri.          
http://tr.wikipedia.org/wiki/Ana_Sayfa
http://www.dunyadinleri.com/ahilik.html


31 Ekim 2011 Pazartesi

Baş Döndüren Dünya ve Ülke Gündemleri


Baş Döndüren Dünya ve Ülke Gündemleri

  
Yaklaşık bir buçuk aydan bu yana ülke, dünya ve ilçe gündemi baş döndürecek düzeyde karışık. Bilgi ve iletişim çağının verdiği kazanım mıdır, yoksa kayıp mıdır? Neo-liberalizmin (uluslar arası sermayenin serbest dolaşımı) dünyayı hızlandıran sömürü sisteminin dünyayı kasıp kavuruyor. Tabi ki bu gelişme karşısında dünya halkları da serbestçe dolaşan uluslar arası sermayeye hak talebinde bulunuyor. Sosyal sitelerden Facebook-Gmail-Hotmail-Twitter paylaşılan örgütlenme dünyayı yönetenleri ürkütüyor.

17 Eylül New York’ta Wall Street’i İşkâl Et!

17 Eylül'de dünya finans kapitallerinin merkez üssü olarak kabul edilen, “New York'ta Wall Street'i İşkâl Et” adıyla sosyal adaletsizliği ve bankaların tahakkümünü protesto amacıyla başlatılan eylemler kısa sürede dünya geneline yayıldı. Başta dünyanın emperyalist ülkelerinde olmak üzere, diğer ülkelerde de devam eden eylemler 17 Eylül sonrası mücadeleyi yeni bir yere taşıdı. 

15 Ekim “Küresel Değişim” için işgal eylemleri dünyaya yayıldı!

15 Ekim günü: “Küresel Değişim” için işgal eylemleri dünyaya yayıldı; 100 yakın ülkede yapılan eylemler 1500 noktada gerçekleştirildi. 15 Ekim günü eyleme ülkemizde ses verdi. Edirne'de Yunanistan'ın Sinaspispor Partisi ile birlikte eylem yapan ÖDP; kamu çalışanları, özel sektör çalışanları, esnaf ve zanaatkârlar ve emekliler insanlık dışı uygulamalarla karşılaşmasını kınarken, Neo-liberal politikalar sonucunda yoksullaştırılan Yunanistan halkıyla dayanışma içinde oldu. 17 Eylül başlayan 15 Ekimde devam eden eylemlerin darısı 3–4 Kasım da Fransa da yapılacak olan G–20 zirvesinin başına.  

           Wall Street'i İşkâl Et eylemlerinde “Biz % 99, Onlar % 1”  Sembolikte olsa anlamlı bir slogan. Bana 2009 yerel seçimleri öncesi yazımı hatırlattı. “Yüzde Sekseniz İstersek Kazanırız” başlıklı yazımı bilginize sunuyorum. Linke tıklayarak ulaşabilirsiniz. http://www.akhisarhaber.com/author_article_detail.php?id=100 Ve seçim sonrası şu başlıklı yazıyı da bilginize sunuyorum. “SOL Yüzde 1 Gen Farkıyla İnsani Duyguları Hatırlatır Sizlere.” Linke tıklayarak ulaşabilirsiniz. http://www.akhisarhaber.com/author_article_print.php?id=128 Dünyada ki gelir dağılımındaki adaletsizlik yıllardır birike gelen sorunu, vahşi kapitalsizim sürecini tamamlıyor. Er veya geç kapitalizmin alternatifi sosyalsizim inşası başlayacak. Tümden ezenlere karşı ezilenlerin sınıf mücadelesi dünyada baş gösterdi. Her yıl ülkemizde ve dünyada milyarderler sayısının artış yarışı devam ederken, bir o kadar açlık, yoksulluk ve işsizlik artıyor. Ekim devrimini andıran eylemler ekim ayında başladı dilerim Lenin dediği gibi olur. 

Bu kısmın sözü: Lenin Bilindiği Gibi Devrimi “Ezilenlerin Festivali” Olarak Adlandırır!

Dilerim küçük devrimler büyük festivalin-devrimin habercisi olur.

Ülkemizdeki Anlamsız Savaş Gündemi ve Hemen Sonrası Gelen Depremdeki Anlamlı Dayanışma.

            18 Ekim günü ülkemizde anlamsız bir savaşın acısını tüm ülke olarak yaşadık. Sonrasından gelişen olaylar. Tüm medya ve sosyal sitelerden faşizan propagandası ve Cumhurbaşkanının (intikam) Başbakanın (Barış'ı ağzınıza almayın size yakışmıyor sözü) talihsiz açıklamaları ülkeyi kaosa götürürken, bu defa dikkatleri toplayan yer aklın ve mantığın durduğu yer olan DEPREM'E çekildi. Anlamsız kardeş savaşında yaşadığımı olumsuzluktan bir gün sonra tüm gazeteler içersinde yalnız Bir Gün gazetesinin manşeti çok anlamlıydı TEK YOL BARIŞ! Mutlaka yürümeyen sistem ve düzene karşı tek yol devrim yerini acil ihtiyaç olan barışa bıraktı. Ama barışı sağlamak için de devrimci çözümlere ihtiyaç vardır. BirGün Gazetesi yazarı Gözde Bedeloğlu'nun 21.Ekim 2011 tarihindeki yazısında şu cümleyi yazıma eklemek istiyorum. “Ölümü ölüme eşitleyen arkadaş, sorarım sana; BARIŞ senin de ağzına yakışmaz mı sanıyorsun?”

          Bu kısmın sözü:  Sayın Cumhurbaşkanı-Başbakan kin gütmek-ekmek devlet adamına yakışmaz! BARIŞ sizlerin de ağzına yakışır!
   
           23 Eylül günü gelen deprem haberi: Yüzlerce kişinin öldüğü binlerce kişinin yaralandığı ve evsiz kaldığı Van-Erciş depremi ülke gündemine girdi. Yaşanan bu acı üzerine ülke coğrafyamızda halkların dayanışma ruhunu bir anda su yüzüne çıkardı. Yardım kampanyaları ardı ardına başladı. Tabi böyle bir günde, faşizan duygulara sahip olanlarda çirkin yüzünü gösterdi. Hükümetin hesabını veremediği deprem vergileri yerine imdadına yetişen sanatçıların başlattığı TEK YÜREK kampanyası iktidar için kurtaran can simidi olmuştur.

           Bu konunda da yazdığım yazı vardır. 16 Ağustos 2010 günü yazdığım yazının linkini sizlerle paylaşıyorum. 17 Ağustos Bizlere Devrimci Bir Yerel Yönetimin Önemini Hatırlatmıştır. http://www.akhisarhaber.com/author_article_detail.php?id=282

Bu kısmın sözü: Yardımlarda Kardeş Kokusu Var!

Gelişin Ülke ve Dünya Gündemine İlişkin İlçemizde Neler Oldu.

            Gelişin ülke ve dünya gündemine ilişkin ilçemiz neler yaptı. Anlamsız savaş sonrası alışa gelmiş basın açıklamaları çözüm konusunda aynılar aynı yerde ayrılar ayrı yerde. Aynı dili kullanan sağ sivil toplum örgütlerinin yanına aynı saf da duran sözüm ona sosyal devletten yana olan, sosyal demokratım diyen CHP de yer aldı. Kürt sorunu konusunda 68–78 kuşağının ve 1991 SHP'nin raporuna sürekli karşı çıkan sağ siyasi yapılarla nasıl aynı yerde aynı saf da durarak miting yapılır. Evet, CHP'nin geldiği nokta parti içersinde ulusalcı damarların çok ağır bastığı yönlendirdiği yer olmuştur. Yani ne sol ilkelerle ilgisi kalmış, nede sosyal devleti savunan sosyal demokrat bir yapısı kalmıştır. Bu gidişle gelecekte CHP nasyonal faşizme doğru yol almaktadır. İçinde iyi niyetli sola yakın kişilerin olması sol'a yakın göstermez, partinin omurgasını bu yönlüdür. Ben senden daha çok milliyetçiyim-ulusalcıyım yarışı içersinde sağ siyaset dilini kullanarak içinden çıkılmaz bir yol almaktadır. Oysa bu söylemlerdir bizleri bu noktaya getiren.


Türkiye günlerdir 'şehit-deprem haberleriyle meşgulken hükümet fırsattan istifade neler yaptı biliyor musunuz? 
           Ölümlerden rant bu olsa gerek!

1- Deniz Fenerindeki tüm tutuklular sessizce serbest bırakıldı.
2- Tüm Hizbullah tutukluları serbest artık. Hepsini bıraktılar.
3- Kredi faizlerini son 5 yılın en üst seviyesine çektiler.
4- Memuru yapılan mesai zammı 10 kuruşa çekildi.
5- Öğrenci harçlarına yapılan zam son 10 yılın en yüksek seviyesiyle yasalaştı.
6- Tam 7 kalem eşyaya yüzde 14 – 17 arasında zam yapıldı.
7- Kaddafi'nin yakalanıp linç edilmesinden dolayı Libyalı muhaliflere daha önce gönderdikleri 300 milyon doların yanında 80 milyon dolar daha yardım gönderildi.
8- Deniz Fenerinin eski savcılarına (tutuklamaları yapan) soruşturma açılması netleştirildi.
Ve bunlar bilinenler peki ya bilinmeyenler?
Durmak yok, yola devam...



İyi Uykular Türkiye...

 









20 Ekim 2011 Perşembe

Kırk Değil Bin Kırk Defa BARIŞ'I Çağırmaktır Çare!


Kırk Değil Bin Kırk Defa BARIŞ'I Çağırmaktır Çare!


Halk dilinde bir değim vardır. Kırk defa deliye deli dersen deli olur. İnsana kırk defa akıllı dersen akıllı olur. Her gün barış ve kardeşlik için iyi şeyler yaptın, iyi dil kullandın aferin demek midir? Yoksa kin nefret duyguları ektin yazıklar olsun sana demek midir söylenmesi gereken? Savaşın kazananı yoktur. Barışın kazananı insanlıktır. Annelerin çocukların sevinci-mutluluğu kazanmalı ağlamamalılar.

Simdi savaş naraları atmanın, kahramanlık destanları yazmanın değil, bu toprakların acı kaderinin ağıtlarını yakmanın günüdür. Gençlerimiz ölmeye devam ederken barış ve kardeşlik de toprağın yedi kat dibinde kalmaya devam edecektir.

Bir kez daha sesleniyoruz, PKK artik silahlı saldırılara son vermeli; devlet askeri-siyasi operasyonlardan vazgeçmelidir. Yoksa bu kan deryasında hepimiz boğulacağız.

Çare 68–78 kuşağının ruhunu geri çağırarak, Deniz GEZMİŞ'İN Dillerden düşmeyen sloganını haykırmaktır. Yaşasın TÜRK-KÜRT halklarının KARDEŞLİĞİ.

Bir Gün Gazetesinin bu günkü manşetini sizlerle paylaşmak istiyorum.

TEK YOL BARIŞ

Dibi yok bu şiddet sarmalının! Şiddet daha fazla şiddeti, her ölüm intikam duygularını ve şiddet dilini besliyor. Atılan her mermi, gelip bir arada yaşama arzu ve kararlılığını vuruyor.

 Yetsin artık!
Susturun silahlarınızı…
Yoksa bu kan deryasında hep birlikte boğulacağız.
Ülkemizde yaşadığımız Kürt sorununa ilişkin görüşlerim şimdi daha dün gibi güncelliğini korumaktadır. Üç yazımın linklerini vermek istiyorum. İsteyen tıklayarak ulaşabilir. 

25 Eylül 2009
"Barış İçin Aralanan Kapıyı Ardına Kadar Açmalıyız" http://www.akhisarhaber.com/author_article_detail.php?id=184 

23 Ekim 2009” 
Barışı Bütünlemek İçin Bir Arada Yaşamı Savunmalıyız” 

29 Ağustos 2011
Xemoji  Kıro  Lewoko  Edibese! Lewhatın  Aştine.   
"Yeter Artık Hepimiz  Barış İçin Toplanalım."

17 Ekim 2011 Pazartesi

Akhisar Belediye Meclisin de Vatandaşın Soruları Tartışma Yarattı


Akhisar Belediye Meclisin de Vatandaşın Soruları Tartışma Yarattı


2009 seçimleri sonrası belediye meclis toplantılarını izlemeye devam ediyorum. Toplantıda neler yaşandığını, gözlerimle gördüklerimi, kulaklarımla duyduklarımı Akhisar halkıyla yaklaşık iki bucuk yıldır paylaşıyorum. Hedefim, halkın iktidarı halkın doğru aldığı bilgiyle oluşmasıydı. Bilginin bu kadar çarpıtılarak halka pembe dünya gibi yansıtılması, kendi içersinde çelişkilerle dolu olmalıydı. Doğru-huzurlu bir şeylerin gitmediğini bir ilçe, ülke ve dünya düşünün büyük medya ve gazetelerden pembe dünya varmış gibi gösteriliyor. Yaşananları görülmeyen gözle görmek toplum adına kaygılar taşıyarak gidişatın güvencesi geleceksizliğine dur deme adına bilgiyi toplumsallaştırarak toplumu bilgilendirmek gerektiğini düşünerek köşe yazılarımı devam ettiriyorum. Yazdıklarım değindiğim konular dedikodu değil, harfi, harfine doğrudur. Ama maalesef bizleri yöneten yerel yöneticilerimiz ne yaptıklarını ya bilmiyorlar ya da bilmezlikten geliyorlar. Stadyum konusunda üç defa yetki alan belediye meclisi üç kararda da muhalefetin faklı davranışları ve net olmadıkları son aldıkları kararda ortaya çıktı. İlk karara ilişkin görüşlerimi 09.11.2009 yılında ki yazımda değindim. Linke tıklayarak tekrar görebilirsiniz yazının başlığı “Belediye Meclis Toplantılarına İlişkin Görüşlerim.” http://ensoldanbakis.blogspot.com/2011/10/akhisar-belediye-meclisin-de-vatandasn.html

Bu konularla bağlantılı iki yazımın linkini sizlerle paylaşmak istiyorum. Yazı başlığı bir “Yerel İktidar Taşları Oynattı Rantı Kapan Kapana”http://ensoldanbakis.blogspot.com/2010/12/yerel-iktidar-taslar-oynatt-rant-kapan.html Diğer yazı başlığı ise  “İktidar Muhalefet Esnafı Bitirecek 50 Trilyonluk Yatırıma İmza Attı.” http://ensoldanbakis.blogspot.com/2011/06/iktidar-muhalefet-esnaf-bitirecek-50.html 

İlk kararda iktidarın lehinde oy kullanan meclis üyesi son kararda bu konudaki tartışmanın baş aktörü oldu. (MHP meclis üyesi) Nedeni nedir; tabiî ki halk muhalefetinin derinden bilgilendirilerek gelişmesidir. Muhalif meclis üyelerinin son meclis toplantısındaki tartışmaya neden olan yakınmaları bizler aldığımız kararlardan haberimiz yok, dışarıda vatandaştan duyuyoruz demeleriydi. Evet, vatandaşlarımız kendisiyle ilgili alınan kararlardan haberdar olursa, gerekli yerlere soruda sorarlar, sorgulamada da bulunurlar. Bu da gelecekte yönetime doğrudan katılması anlamına gelir. DOĞRUDAN DEMOKRASİ kültürümüz gelişmesine neden olur. Demokrasicilik oynayanlarla uygulayanlar arası fark ortaya çıkar, eşitlik-özgürlük yolları açılır hak talebi başlar. Temsili demokrasi-oligarşi yönetim anlayışı REDDEDİLİR.   

Stadyumla ilgili üçüncü yetki isteme kararı iktidarın muhalefetin nasıl görev yaptıklarını ortaya koymuştur. Stadyum projenin ihalesini yetki almadan yapan iktidar tekrar yetki almak zorunda kaldı. Yetkisiz 13 Haziran da yapılan proje ihalesi, bu konuda Temmuz ayında alınan yetki kararı iller bankasından kredi talebi geri dönmesi tartışmalara neden oldu.  İktidarın bir daha yetki isteme önerisi birçok yanlışı ortaya çıkardı. Muhalif meclis üyelerinin Temmuz ayında alınan kararın oybirliğiyle mi yoksa oyçokluğuyla mı aldık demeleridir. Oysa Temmuz ayında alınan kararda hoş sohbet ortamında oybirliğiyle alınmıştı. Evet, öylemiydi böylemiydi tartışılırken Temmuz ayı karar tutanağı getirildi ve oybirliğiyle alındığı ortaya çıktı. Temmuz ayı meclis toplantısında CHP'li meclis üyesinin kendisini kaptırarak inşaat işlerinin doğululara verilmemesini belediye başkandan rica etmiştir. Bu konuda 26 Temmuz 2011 günü şu başlıklı yazım vardır. “2010 Yılı Temsil (Konuk Ağırlama) ve Tanıtma (Tanıtım) Giderleri Açıklandı.”  Linke tıklayarak tekrar görebilirsiniz. http://www.akhisarhaber.com/author_article_detail.php?id=390

İller bankasından talep edilen 814 bin liralık kredi için yetki isteme önerisinden yaşanan tartışmaları değerlendirmek istiyorum. İki muhalif partinin (CHP MHP) belediye meclis üyelerinin konuşmalarından elde ettiğim anlamsız dilekler ve oylamada kullanılan oy. CHP MHP meclis üyelerinin başkanım bizler stadyumun yapılmasına karşı değiliz ama bu konuda vatandaşlar bizlere soru soruyor. Nedir vatandaşın soruları bir stadyumun yapılması demek şehrimizin birçok taşlarının yerinden oynaması anlamına geliyor. Bunun da sermaye kesimine ve endüstriyel futbola faydası olacak. Karşılığında birçok esnafın canını okuyacak, gelecekte mülksüzleştirilerek-bağımsızlaştırılarak proleterleşme (işçi) sürecine sokulacaklar. Evet, vatandaşın sorusunu buradan bakarak değerlendirmek gerekir. Vatandaşlar-esnaf ve sanatkârlarımız gelecek kaygısı yaşamaktadır. Buna kulak tıkayanlara geçtiğimiz iki seçimde hesap sordu yine soracaktır.   


Sonuç olarak yaşadığımız şehirde yetkili birileri bizler adına kararlar alıyor ve bizlerin bunlardan haberi olmuyor. Basın yanlı yalan pembe dünyaları göstermekle görevlerini ne kadar yerine getiriyor. Yerel basın mensupları bunu kendilerine sormalılar.    

      
Yazının sözü: Gerçeği yerin altına gömseniz bile, o bir gün büyüyerek patlayacak ve her şeyi yok edecektir. EMILE ZOLA

10 Ekim 2011 Pazartesi

Esnaf ve Sanatkârlar Mülksüzleştirilmeye Karşı ne Yapmalı 1


Esnaf ve Sanatkârlar Mülksüzleştirilmeye Karşı ne Yapmalı 1 


 
Küçük esnaf ve sanatkârlar ayağı kakmalı, toplumsal sorumluluğunu üstlenerek gidişata müdahalede bulunmalıdır. Küçük üreticilerimizi endüstriyel tarıma yem edildi. İşçi sınıfının geleceksiz, güvencesiz ve sendikasız kalarak, sermayenin aç gözlülüğüne terk edildi. Esnaf ve sanatkârlar yaşadığı olumsuzluklardan dolayı tekelci kapitalizmin saldırılarına maruz kalmaktadır. Yaşamın tüm alanlarıyla olan bağlarımızı geleceğimizi kazanmak için yaşanan sorunları dert edinmeliyiz. Ezilen sınıfımızın çıkarlarını korumaya yönelik örgütlenmeliyiz yaşam alanlarını. Dolaysıyla kendinin de tekelci zincir market-mağazalardan dolayı zarar gören mevcut sitemin ve düzenin sahiplerinden hesap sormalıdır. Serbest piyasacı düzene geçtiğimiz 24 Ocak 1980 kararlarıyla başlayan süreç, mülksüzleştirilmeye çalışılan küçük esnaflarımız güvencesiz işçileştirilmeye çalışılıyor. Günlük siyasi dedikoduların döndüğü yerlerin önünde gelen alanımızın sorumluluğumuzu üstlenerek eşit, özgür bir ilçe, ülke ve dünya kurma yollarını açmalıyız. Kazıkçı-dedikoducu esnaf tanımından kurtulmalı, var olan sosyal, toplumsal bağlarımız eşitlik-özgürlük temelinde geliştirmeliyiz. Piyasacı liberal düzenin bizlerde yarattığı güvencesizliği ters düz ederek bulunduğumuz mahalleyi, köyü, beldeyi, ilçeyi, ili, ülkeyi ve dünyayı örgütlemeliyiz



 İkinci dünya savaşında ortaya çıkan bu düzen-sistem ülkemize 24 Ocak 1980 de kararlarıyla uygulamaya başlamıştır. Yaşadığımız 31 yıllık süreçte 5 Nisan 1994 krizinde ayar çekilerek 2001 Şubat sonrası düzenlenen süslenilerek sunulan bu iktidar piyasacı liberalizmin bir sonraki aşaması olan neo-liberalizm( tekelci sermeye-para babalarının dünyada serbest dolaşımı) uygulayıcısı olmuştur. Özelleştirmeyle başlayan bu süreç devletlerin kazanımlarının dünya zenginlerinin hizmetine sunularak tekelden dizayn edilmeye çalışılıyor. Sovyetlerin çöküşü, Berlin duvarının yıkılışıyla başlayan tek kutuplu ABD güdümlü dünyanın sonu gelmekte. Emperyalizmin-kapitalizmin vahşi saldırısı insanı yok etmekte, doğayı katletmektedir. Doyumsuzlukları ülkelerin içişlerini karıştırarak yeni yeni alanlar açmak istemektedir. Birinci ikinci paylaşım savaşları diye adlandırılan şimdilerde yaşadığımız orta doğuda yaşanan üçüncü paylaşım savaşında bizlerede rol düşmekte. Mevcut iktidarın ABD güdümlü neo-liberalsizim neo Osmanlılıkları depreşiyor. 600 yıllık çok mübahmış gibi gösterilen Osmanlı şimdilerin ABD'nin dünyayı kendi güdümünde yönetim şekli benzeridir. Yani siz evinizin düzenini alamıyorsunuz birileri geliyor sizin aile düzeninize karışarak yönetmeye çalışıyor. İzin vermemeye kalktığınızda silahla tepenize dikilerek bütün kazanımlarınızı ellerinizden alıyor ve sizleri yönetmeye kalkıyor. Bunun da adı Laiklik-Özgürlük-Demokratik-Cumhuriyet oluyor.



Alanım olan küçük esnaf ve sanatkâr dostlarım, kısaca özetlemeye çalıştığım bazı tanımlamalarımdan sonra, somut yaşadığımız sosyal, toplumsal ve ekonomik sorunlarımıza, değinmeye çalışacağım. Neye hizmet ettiğini anlayamadığımız esnaf odalarını oda-üye ilişkilerine indirgemeye çalışacağım. Eleştiri özeleştir mekanizmasını da içeren yazı dizime başlıyorum.


Not: Güncel yazıları aksatmadan yazı dizisi devam edecektir.                      


3 Ekim 2011 Pazartesi

Ahi Haftasın da Pabucumuzu Dama Atanların Değirmenine Su Taşımak





Ahi Haftasın da Pabucumuzu Dama Atanların Değirmenine Su Taşımak


Sayın Âdem DUMAN!


Ruşen ÜREN!


Zafer KARA!


             Lokantacılar, Manifaturacılar ve Bakkallar Odası Başkanları ve bunların kuyruğuna takılan diğer oda başkanları ve yöneticilerine;




Küçük Esnaf ve Sanatkârlık diğer sanat dalları gibi yaratıcılıktır. Yaratıcılık ruhuna sahip olanların emeğinin zamanla yarışıldığı ve raftan alverecilerle kıyaslanmayacak kadar önemlidir. Tüccarlık ise tekelciliktir. Daha çok kazanç, daha çok sömürü ve daha çok zulümdür. Doyumsuzluk ise siyasette, ekonomide, sosyal-toplumsal hayatta, aç gözlülüktür.        


Küçük Esnaf ve Sanatkârların en önemli günlerinden biri olan ahilik haftasını kuyumuzu kazanlarla birlikte kutlamanız ve birlikte hareket etmeniz ne kadar doğrudur. Siyasi yakınlık duyduğunuz genel ve yerel iktidarın değirmenine su mu taşımaktasınız? Tam 9 yılık genel 7  yıllık yerel iktidarları döneminde ne zaman küçük esnaf ve sanatkârlar için yasa çıkarıldı, çalışmalar yapıldı. Bırakın bizleri korumaya yönelik yasa çıkarmayı, bizlere haksız rekabet yaratmak için özel kurslar açıldı ve hibe krediler verildi. Her gün bizleri bitiren zincir marketlerin-mağazaların açılışlarını yaparak referans olan Başbakan Yardımcısı Bülent ARINÇ, Manisa Millet Vekili Uğur AYDEMİR ve Belediye Başkanı Salih HIZLI esnafların en önemli felsefi değerleri olan ahilik haftası etkinliklerine ne adına dahil edersiniz. Pabuç'umuzu dama atanlara karşı (ahi ocağını kültürüne göre cezalandırma yöntemi) pabuçlarını dama atmak mıdır yapılması gereken? Yoksa sizlerin yaptığı gibi bu yaptıklarına karşılık ödül vererek değirmenlerine su mu taşımak mıdır?  Ülkedeki esnaf sanatkârları bilemem ama Akhisar esnafı bu konuda iki seçimdir cevabını günlük siyaseti örgütleyerek çok iyi şekilde verdi. Birincisi 12 Eylül 2010 referandum seçimi, ikincisi 12 Haziran 2011 seçimleridir. 2009 seçimlerinin de nasıl kazanıldığını sanırım tüm Akhisar kamuoyu biliyor. Belediyenin kasası örtülü ödeneğe benzer bir şekilde kullanılarak kazanılmıştır. 2010–2011 seçimleri için esnafa yönelik çok önem verdiğim iki yazımın linkini sizlerle tekrar paylaşmak istiyorum.Yazının başlığı Tüm Esnaflar Rolünü Üstlen HAYIR'I Örgütle. http://www.akhisarhaber.com/author_article_detail.php?id=288 12 Haziren seçimi için olan yazımın başlığı.  Ekmek Partili Esnaf 12 Haziran da Ekmeğine Sahip Çık! http://www.akhisarhaber.com/author_article_detail.php?id=374                    




Ahilik haftasındaki ilk güne ilişkin eleştirilerim.




Belediyenin öncülük etmesine ihtiyaç var mıydı? 14 odanın afiş bastıracak etkinlik düzenleyecek parası yok muydu?    



HIZLI'NIN ziyareti sonucu videodaki konuşmalardan elde ettiğim izlenimlerim sonucu eleştirilerim. Tekelden anlayış ahi haftasının ilk gününe damga vurdu. Fason yapan bir şirketin kalifiye elaman bulamama sıkıntısını dile getiren HIZLI'YA çözüm üreten Z.KARA balıklama dalarak, çokbilmişliğini göstererek, iş-kuru devreye sokarak, hemen pratik olarak marangozlar odası ve belediye iş birliği yaratarak çözüm üretiyor. Evet, buradan çok net olarak ortaya çıkan sanatkârlıkla tüccarlık ayrımını görebiliriz. Hemen raftan al sat-masa başı proje çizme anlayışı ve tüccarlık zihniyeti ön plana çıkıyor. Nerede kaldı Sayın HIZLI, KARA çıraklık, kalfalık ve ustalık dönemi? İşte sizler alaylılıktan (pratikten) gelmediğiniz için birden bire yönetim anlayışınızla USTALIĞA atlayarak memleketi 9 yılda berbat ettiniz. Ha bu arada bir hatırlatmada bulunmak istiyorum. Ne oldu? KOSGEB kredisiyle açılan işyerleri, duyumlarıma göre birer birer tökezlemeye başlamış. Eee 60 saatlik kursla esnaflık ve meslek öğrenilirse olacağı budur. Çıraklık-kalfalık-ustalık dönemlerinde elde edilen sosyal-kültürel bağlar 60 saatlik kursla haksız rekabet yaratılarak halt edilemez halt olur. Küçük esnaf ve sanatkârlara Başbakan tarafından biçilen rol şirketlerin bayisi olsun anlayışının devamı olan bu çalışmaların yürümediğini lütfen iletin kendilerine. Bağımsızlık ve Özgürlük insanın asla vazgeçemeyeceği en önemli değerdir. Tarih boyunca bu değerlere bu ülkenin namuslu devrimcileri sahip çıkmıştır ve daima çıkacaktır. Dün Sinan Cemgil, Alparslan Özdoğan ve Kadir Mangan Kürecik'teki ABD üssüne nasıl yürüdüyse, Denizler, Mahirler 6. Filo'nun üzerine nasıl yürüdüyse şimdi onların izinde aynı kararlılıkla emperyalizmin-kapitalizmin üzerine yürümeye, yeniden bağımsız ülke-il-ilçe mücadelesini yaratmaya devem edeceğiz.      

 
Ahilik haftasındaki üçüncü güne ilişkin eleştirilerim

DUMAN 3. günkü açıklamanızda şu cümleleri belirtiyorsunuz.”Aynı zaman da bir ahi de; saygı, çalışkanlık, yardımlaşma ve haksızlık yapmama duygusu da bulunmalıdır. Ahilik geleneklerine göre bir ahinin alnı gibi elide açık, cömert ve yardımsever olmalı, sofrasında ne varsa misafirliği ile paylaşmalıdır. Dilini yalandan, gözünü ayıptan ve elini haramdan daima sakınmalıdır.” Sizler haksızlık yapanları yapmamış gibi göstererek ne kadar haksızlık yaptığınızı farkında değimlisiniz? Yukarda ki açıklamanız da belirttiğiniz gibi siz dilinizi yalandan sakındınız mı?

 
Ödül alanlara ilişkin eleştirilerim.  


Berberlik mesleğiyle hiç ilgisi olmayan kadın girişimci olarak verilen ödül ne anlamı ifade ediyor. Berberlik mesleğini yapan çırak-kalfa-usta düzeyinde bine yakın BERBER'E haksızlık olmuyor mu?

 
             Bu yıl ahilik haftasında sorulması gereken soruları, Genel-Yerel iktidara sorulmayan soruları ben buradan sormak istiyorum.


             Yıllardır önünüzde duran küçük esnafı korumaya yönelik zincir mağazaların şehir dışına çıkarılma yasa teklifi neden hala çıkmıyor?


Başbakanın konfederasyonun bu isteğine karşılık verdiği cevap ben böyle bir yasa çıkaramam. İlçemiz de birçok zincir mağazaların sahiplerin iktidarın yandaşlarına ait olduğunu bilmekteyiz. İşte bu yüzden küçük esnaf sanatkârlarımız toplumdaki sosyal kültürel bağlarını harekete geçirerek mutlaka hesabını siyaseten ilçemizde sordu ve budan böyle soracaktır.     


2008 yılında çıkan sosyal güvenlik yasasının da yaşları 15 ila 18 arası olan çırak-kalfa-usta kategorisinden çalışanların emeklilik hakları gasp edilmekte. Kadınlarda 7 erkeklerde 5 yılık kayıplarını ne zaman iade edeceksiniz?

 
Kasap halindeki esnafların mağduriyeti nasıl karşılanacak, kimi mesleklere verilmeme konusu ihale-ruhsat-kira artışları gibi. Hiçbir taahhüt de bulunulmadan söz verilerek esnaflarımız beklemekteler. Söz veren sayın belediye başkanına buradan soruyorum. Yarına çıkmaya senet mi yaptınız 32 esnafın haklarını bir sözle nasıl geçiştirirsiniz. Allah'ınız geçinden versin ya verdiğiniz sözde sizi de uçarsanız kim verir esnafların haklarını. Geride bırakacağınız kişiler daha çok vicdansız.  

 
Karocular mermerciler esnafının durumları. Yerlerinden çıkarılacak esnaflara verilen hazine arazisi MHP-CHP'li iki B.meclis üyesi AKP'li aktif üye tarafından yüzde yetmiş beşi pay edilmekte. Yaklaşık 30–35 esnafın durumu meçhul.

 
Karocular ve mermercilere bağlı olarak şehir stadyumunun yeri ve ticaret merkezine dönüştürülen plan değişikliği neden yapıldı? Tekelci kapitalizmin 50 trilyonluk yatırımı küçük esnaf ve sanatkârları yaşatacak mı? Bu konuda parti B.Meclis üyenizden dahi uyarıyı dikkate almadan plan değişikliği yaptınız.


Fotoğrafçı esnafının tapu dairesindeki uygulanan fotoğraf çekimine karşı çığlığını duyan oldu mu? Olduysa bu konuda neden girişimde bulunulmadı? Neden hâla devam ediyor ikramlı fotoğraf çekimleri?

 
Pazarcı esnafının çığlığını duyan var mı? Belediye Vergi Dairesi neden görev yapmıyor. Görevleri her hafta sergilere para kesmek mi? Hal esnafı, küçük üretici ve pazarcı esnafının birbirlerine bağlı olan sorunları.


Son bir yıldır KOSGEB kredisi adı altında faklı mesleklerden haksız rekabet ortamı yaratmaktasınız. Birçok esnafın verdiğiniz hibe kredi kadar sermayesi yok. Küçük esnaf ve sanatkârların biriken borçları ve sorunlarını çözmeden haksız rekabet ortamı yaratmak farklı mesleklerden tekelciliğin önünü açmak olmuyor mu?  


Not: Sayın Oda Başkanları ve Yönetim Kurulu Üyeleri. Meslek odaları kuruluş amacı üyelerinin haklarını korumaktır. Gerek devlete, gerek kamu kurumlarına, gerekse üyeler arası haksız rekabet gibi sorunlarını çözmektir. Üyeleri için gelebilecek tehlikeyi önceden sezerek, gerekli yerlere uyarıda bulunmak olmalıdır.  Hükümetin-kamu kurumlarının görevi ise devlet ile yurttaşlar arası haklarını kurumak ve kollamaktır.             


 Yazının sözü: Gerçeği bilmeyen sadece aptaldır, Fakat gerçeği bilen ve ona yalan diyen, suçludur, canidir. BERTOLT BRECHT

19 Eylül 2011 Pazartesi

Dedikodu Yerini İsimsiz İmzasız Mektuba Bıraktı


Dedikodu Yerini İsimsiz İmzasız Mektuba Bıraktı

           Kapitalistlerin(para babaları) her fırsatta bölüp parçalayıp yönettikleri kimlik ve inanç duygulardır. Kimlikler Milliyetçi-Ulusalcı-Irkçı düşüncelerin doyumuna ulaştığı andan sonra yerellere sahip olmak için ŞOVENİZİM (bölgecilik ve hemşericilik) devreye girer. Yani sizler milliyetçiyim diye mücadele eder ülkeniz için hizmetlerde bulunursunuz. Ama millet-ulus-ırk duygularının daha ötesine geçer şovenizim teslim olur. Sizleri devreden çıkarmak için her türlü yola başvururlar. Belden aşağı siyaset bencillik duyguları artmış insanların kullandığı en kolay yoldur.
           Son bir yıldan bu yana Akhisar'ımız da yaşanan dedikodular karşılık bulamayınca, kendini isimsiz ve imzasız mektuplara bıraktı. Rehabilitasyon Merkezi hakkında çıkan dedikodular... Nedir bu mektup Vali'yi Kaymakam'ı ve Siyasileri harekete geçiren, üzerinden beklentiye girenlerin yaptığı denetleme ve basın açıklamaları. Bu gibi şikâyetler mutlaka araştırılmalı ama isim ve imza varsa araştırmaya ve habere değerdir. Eğer bu gibi şikâyetler ciddiye alınır, önemli kurum ve siyasiler tarafından kamuoyuyla eksik paylaşılırsa ve arkasından hiçbir şey çıkmasa, kim verir mağdur olanlara ve kamuoyuna bunun hesabını. Evet, bu toplumun değer yargıları vardır. Bunu göz ardı eden herkes mutlaka karşılığı kötü niyet olarak kendilerin bulur. Aslı astarı olmayan çirkin itamlar ve yalanlarla iftira atılan kişilerin alile düzenini bozmaya, huzursuz etmeye kimin hakkı vardır. Mektubun içeriği hakkında çok fazla bilgiye sahip olamadım. Ama basına yansıyanın dışında ahlaksız iddiaların olduğunu ve bunların asla kabul edilir şeyler olmadığını düşünüyorum. Çamur at izi kalsın siyasette yaygınlaşırsa, bunun önünü kimse alamaz ve bu gibi dedikodulardan medet uman kişiler bir gün kendileri de dedikoduya maruz kalırlar.
           İktidar hırsı insanları her türlü yollara başvurduruyor. 1950'li yıllardan bu yana siyaseten ahlaksız suçlamalar birilerini kötü göstermiş birilerini de ahlaklı göstermiştir. Yaşadığımız siyasi süreçte geldiğimiz yer aslında her şeyi açık ve net bir şekilde gösteriyor. Yalanın dolanın üzerine kurulmuş iktidarlar artık açık bir şekilde görülüyor ve çatırdıyor. Sistem ve düzen karşıtlarının kullandığı yöntem aslında biriken sorunların içinden çıkamamak ve var olan kaynakları yemek üzerinedir. Tıkanan düzen ve sisteme karşı çıkanlara yapılansa baskı ve zorbalıkla ört bas edilmeye çalışılıyor. Tabi ki kötü niyetin üzerine kurulan kazanımların geri dönüşümü de kolay olmayacaktır. Çatışmalı bir süreç yaşanacak bozuk düzenin ve sistemin sahipleriyle. Yiyin birbirinizi demek sorunun dışına çıkmak alanı terk etmek demektir. İlçemizde yaşanan sorunların temelinde yönettim anlayışından kaynaklanmaktadır. Sosyal devlet anlayışı terk edilerek kurumlarda yapılan işlerin referansının cemaat-tarikat-siyasi yapılar olmasıdır.
           Ülke ve ilçemizdeki iktidar bu gibi yalan dolanlardan çok faydalandı kaset skandallarıyla başlayan siyasette belden aşağı vurmalar her kesin zaafları kullanılarak şantaj ve tehditlere maruz bırakıldı. Çağdaş aydın kesimlerde bu sorunlar kolay atlatır sorumlu olduğu insanlarla(ailesine) medeni insanlar gibi kırmadan dökmeden tartışılır ve sonuca varılır. Ama insanız ya zaafları olan kişilerin başına böyle bir şey geldi de ne gibi travmalar yaşanır. Bu gibi sorunların sonu namus cinayetlerine kadar varan çağdışı cezalandırmalarla son buluyor. Kadın ve namus cinayetlerinin arkasında bu gibi toplumsal çağdışı uygulamalar vardır. Namusun arandığın yer iki bacak arası olursa beynin içinde ne aranır ne bulunur. Oysa beynimize bilinçaltı yapılan ayıp günahtır hata yaptıran topluma. Ayıp günahtan dünyaya gelen insanoğlu neden eğitimle sorunlarını çözemez. Bastırılmış duygunun içgüdüsel isteği artarsa sapıklığa-sapkınlığa kadar yol açar ve birçok acılar yaşanır. Mutlaka eğitimsiz toplumda çok dikkat etmeliyiz. Bu gibi yalan dolanları isimsiz-imzasız mektuplara ciddiye alarak toplumda dedikodusunu yaparak daha çok pirim vermiş oluruz.
           Çok yakın en tanıdığım Fikret Türk hakkında çıkan dedikoduların çıkması kendilerini ve dostlarını çok üzdüğü, tepkileri de çıkan haberin altına destek yorumlarından da anlaşılıyor. Aslı astarı olmayan bu dedikodunun verdiği zarar aslında Türk'ün Rehabilitasyon Merkezi konusunda ki verdiği emeğine yazık edildiğidir. Olmayan sosyal devlette vicdan sahibi kimselerin sorumluluk alarak gerek siyasi, gerekse kişisel çabalarını eşitlik ilkesine bağlı kalarak verdiği mücadeleyi taktir edilmeliydi. Siyasi muhalif olarak yapılanları taktir etmeyebilirsiniz ama, Rehabilitasyon Merkezi üzerinden bindirmeye hakkınız yoktur. Bu konunun tamamen AKP'nin parti için bir operasyonun yaşandığını uzantısının da şovenist bir anlayışla yapıldığıdır. Akhisar'da 1950'lerden bu yana gelen bu anlayış o yıllar dışlanmaya ve ötekileştirilmeye maruz kalan göçmenlerle başlar. Sonraları milliyetçiliğin-şovenizmin körüklendiği şu yaşadığımız süreçte dönem dönem hortlatılarak ortaya çıkarılan BİZİM OĞLANCI ANLAYIŞIDIR. Bu anlayış Akhisar'ın yerli burjuvazisidir. (kent soyluları zengin sınıf) Neden ihtiyaç duyarlar bu gibi yalana dolana çünkü iktidar aygıtı o kadar tatlıdır ki her zaman elde tutulan gereken bir hazine gibidir. Bu yok olduğun da gelecek kaygıları başlar. Türkiye ve Akhisar'ı yönetme kararlarının olduğu özel kulüpler ve vakıflarda oluşan oligarşi (küçük bir zümre) tarafından alınır. Tamamen yapılan göstermelik seçimler sonuçlandığında aslında kapitaller (para babaları) hep kazananlardır. Kollarının her iktidarlara uzanan kendilerine güdümlü işbirlikçileri vardır. Kaybedenler ise emekçi halklardır. Yani bu kavga sistem düzen kavgası değil. İktidarın kazanımlarının kaybedilmesi kavgasıdır. Gerek iktidar içi, gerekse dışı belden aşağı siyasetin kullanılmasında yatan neden de milliyetçi-ulusal-ırkçı ve şovenist anlayıştır.
           Bu yaşanan iki kesim arası kavganın dışında kalarak, üçüncü cepheyi mutlaka oluşturmalıyız. Halkın öncelikli sorunlarının çözüldüğü ve oluşturulduğu iktidarı kurmalıyız.
           Kayıkçı dövüşünün taraflarına: Piyasacı liberal düzenin yöneticileri yaşadığımız sorunların temelinde yatan neden özelleştirme politikalarıdır. Kamusal alandan elde ettiğiniz kazanımları aranızda pay etmek için kapışmanız halkın eşit hizmet almasını engelliyor. Bu kayıkçı dövüşüne çevirdiğiniz oyun mutlaka üçüncü bir cephe tarafından bozulacaktır.
       Not: Güncel olan MAHKAME Nedim Şener ve Ahmet Şık da isimsiz imzasız bir ihbar nedeniyle tam 200 gündür tutuklu yargılanıyor. Nasıl Akhisar da yaşanan isimsiz imzasız mektuba karşı çıkılıyorsa Nedim Şener Ahmet Şık için de karşı çıkılmalıdır.